Ve Kösem Doğdu

Işınla Bizi Scotty 26.12.2015 Muhteşem Yüzyıl: Kösem
Muhteşem Yüzyıl: Kösem

Muhteşem Yüzyıl: Kösem'in 7. bölümünde Beren Saat nihayet haremin koridorlarında arz-ı endam eyledi. Hoş geldi, safa geldi. Kendisini izlemeyi özlemişiz.

 
7. bölümün fragmanlarından da anlamış olduğumuz gibi gelişi, diziye girişi biraz tuhaf oldu. Kösem'in valide sultan dönemlerini bile izleyeceğimiz bir projede otuz yaşındaki bir oyuncunun aynı karakterin hem on dört-on beş yaşındaki hem elli-altmış yaşlarını canlandırmasını beklemek pek mümkün değildi. Nereden baksanız, en usta makyajla bile inandırıcılıktan yoksun olabilecek bir durum olurdu. Bu nedenle Kösem'in saraya geldiği ergenlik yılları için daha genç bir oyuncu bulunmuştu (Anastasia Thsilimpou'nun kendisinin de pek on dört göstermediği gerçeği de var elbbette).

Ne var ki "Başlangıç"ta işler bir türlü istendiği gibi gitmedi, reytingler umulan noktaya ulaşmadı. Durum bu olunca da -henüz yüzü görünmemiş olsa da- dizinin starı Beren Saat'in girişi öne çekildi. Bu girişin apar topar, panikle, başta planlanandan çok önce ve farklı şekilde olduğu çok belliydi elbette. Hiçbir zaman atlaması olmadan, birkaç saniye içinde Anastasia Thsilimpou Beren Saat'e, Nasia Kösem'e dönüştü. (Ahmed'in iyileşip gözlerini açtığında gördüğü kişiye "sen de kimsin, Nasia'yam nerede?" demesini beklemedik mi?)

 Aslında bu durum, sadece Derviş Paşa karakteriyle sınırlı değil. Yine önceki bölüm yorumlarında, dizinin sadece Osmanlı Hanedanı'na değil, o dönemdeki bütün unsurlara eşit mesafede yaklaşan, tarafsız bir anlatım dili seçtiğiden; karakterleri "iyi-kötü" olmaktan çok daha derin ve karmaşık bir yapıyla işlediğinden söz etmiştim. Ben bu tercihten memnundum ama bu durum hem genel izleyicinin bu anlatım dilini yadırgaması ve diziye yabancı kalması hem de çeşitli kesimlerden eleştiriler gelebilmesi riskini taşıyordu. Bu ihtimal gerçek oldu, seyirci diziye ısınamadı (Bu durumun bu anlatım tercihinden başka sebepleri de var elbette). 7. bölümde izlediğimiz kadarıyla maalesef bu tercihten vazgeçilmiş gibi görünüyor.
 

Bu bölümde taraflar, iyiler, kötüler ve kahramanlar netleşmeye başladı. Örneğin, şimdiye kadar olan bölümlerde hikayenin "kötü" tarafı gibi işlenmek yerine eylemlerinin nedenleri ve kendi açısından haklılığı defalarca işlenen Şahin Giray'ın da bu bölümde çok daha yüzeysel, aklını tahtla bozmuş, "sevimli-kötü" sığlığına sıkıştırılmış bir karakter olarak işlenmeye başladığını gördük.

Ya da Sultan Ahmed de şimdiye dek  bocalamalarının, karasızlıklar ve çaresizliklerinin yanı sıra karşılaştığı zorlukların üstesinden kıvrak zekası sayesinde gelebilen ilginç bir karakterken bu bölümde kötülerin cezasını ağır çekimlerle, heybet ve gösterişle veren bir kahramana dönüştü. Ben izleyici olarak bu yeni durumdan memnun olmasam da uzun süre devam edip etmeyeceği tartışılan bir dizinin daha fazla risk almak istememesini, garantili yolu seçmesini de anlaşılır buluyorum.

 Olayların işlenişi konusunda yadırgadığım bir diğer tercih de gerçek karakterlerden esinlenerek kurgulanmış tarihi bir dizide bu kadar doğa üstücü bir tavır sergilenmesi. Anastasia'nın dönüşüm sırasında kendi başına gelenler bir tarafa, Ahmed'in ve Mustafa'nın, dolayısıyla henadının kurtuluşunu - yoruma açık, imalı bir şekilde bile olmadan - büyüye bağlamak bu diziyi tarihi bir dizi olmaktan çıkarıp doğa üstü-fantastik kurgu sınıfına sokar. Yine de, yadırgıyor olsam da bu da bir tercihtir elbette.

 Bölümde beni en çok etkileyen ve şaşırtan, Safiye Sultan'ın kaybettiğini düşündüğü, öldü sanılan küçük oğlu için göz yaşı döktüğü sahneydi. Safiye Sultan'ı şimdiye dek görmediğimiz kadar insani ve gerçekçi bir şekilde gördük. Karşımızda kalbini tamamen açmış; hem kaybettiği oğlu için hem de çocuklarına kendisini bir türlü sevdiremediği, bir anne olarak başarız olduğu için çaresizce ağlayan bir insan vardı. Safiye Sultan bu bölüm ilk kez ete kana büründü.

 
Ve Acemi İskender bize dizinin en büyük şokunu yaşattı. Şimdiye dek hikayeye ne katkısı olduğunu anlamadığım, çıkarılsa hiçbir şey eksilmez gibi görünen İskender, Safiye Sultan'ın kayıp oğlu, Sultan Ahmed'in amcası çıkmasın mı? Diğer acemilerle sohbetlerinde ailesini tanımadığından söz etmesinden, bu konunun işlenip durmasından işkillenmeliydim aslında ama şehzade çıkabileceği aklımın ucundan geçmemişti. Güzel planlanmış, iyi işlenmiş. Bravo! Ahmed ve İskender arasındaki yakınlık için de "kan çekti" diyebiliriz öyleyse, değil mi?
Muhteşem Yüzyıl: Kösem Muhteşem Yüzyıl: Kösem

Paylaş

 

Tüm Muhteşem Yüzyıl: Kösem Bilgileri