Ya öteki sen olsaydın

Işınla Bizi Scotty 2.12.2016 Vatanım Sensin
Vatanım Sensin

Vatanım Sensin 6. bölümü, ana karakterimiz Albay Cevdet'in neredeyse bütün bölümü bir direğe ellerinden bağlı, oturarak geçirdiği ilginç bir bölüm oldu. Önceki bölümde eşkıya Ölmez Hasan tarafından esir alınmış olan Cevdet, bu durumda yaşayabileceği fazla bir aksiyon olmadığından bölüm boyunca da çok az göründü zaten. Yine de sahneleri ilgi çekici, merak uyandırıcı ve sürekleyici olmaktan geri kalmadı. Önce Eşkıya Hasan'ın aklını bulandırdı, kendisini hemen öldürmesini engelledi. Orada geçirdiği (tahminen bir yada iki boyunca) kendisine tuzak kurarak öldürtmeye çalışan ve Hasan'a bunun karşılığında, Cevdet ve Eşref Paşa'nın peşinde oldukları silahlarla ödeme yaptığını anladığı o kişinin kimliğini öğrenmeye çalıştı.


Cevdet, dağ başında bir evde, silahlı eşkıyalar tarafından eli kolu bağlanmış bir adam sadece aklını ve ikna ediciliğini kullanarak nasıl hayatta kalır gösterdi. Eğer Ölmez Hasan, Tevfik'le yaptığı anlaşmaya uyup Cevdet'i hemen öldürmüş olsaydı Cevdet'in bütün bunları başarmaya hiç fırsatı olmayacaktı elbette; ama bölümün sonunda öğrendik ki Cevdet her şeyi baştan göze almıştı. Önceki bölümde, Eftalya'nın evinde bulduğu haritada kayıp silahların yeri olarak işaretlenen yere bir Yunan birliği eşliğinde keşfe gitmeye karar vermişti. Doğrusu Tevfik'in kurduğu bu tuzağa bu kadar kolay düşmesine kızmış, o keşfe neden yalnız gidebileceği bir bahane uydurmayıp Yunan ordusundan bir birlikle yola çıktığını ve kendisiyle konuşmaya çalışan Eftalya'yı neden dinlemediğini anlayamamıştım. Ama hem Cevdet'i hem diziyi hafife almışım. Cevdet en baştan, Eftalya'nın evinde o haritayı bulduğu andan itibaren kendisine tuzak kurulduğunun farkındaydı. Tuzağı kuranı, yani silahları çalan kişiyi bulmak için, öldürülmeyi de göze alarak tuzağa bile isteye düşmüştü. Sonunda o "meğer" anını yaşadığınızda ne olacağını önceden göremediğiniz ve geriye dönüp baktığınızda taşların bir bir yerine oturduğu başarılı bir kurgu olmuştu.
 

Her ne kadar bölümün ana konusu Cevdet'in esareti, kurtulup kurtulamayacağı ve ailesinin onun sağlığından endişesi olsa da Cevdet'in bölüm boyunca az görünmesi nedeniyle diğer karakterlere ve ilişkilere daha uzun uzun bakabildik. Bu durum, ilk bölümlerde henüz her şey yabancıyken odağı dağıtıyor, hikayeyi savuruyordu ama şimdi bölümler ilerleyip biz karakterleri yavaş yavaş tanıdıkça eskisi kadar rahatsız etmiyor. 

Bu boşlukta Tevfik'in o kadar da gaddar bir adam olmadığını Hıristo ile yaşadığı çılgın sahneyle görme imkanı bulduk. Tevfik'in türlü acımasızlıklarından, yalanlarından, kurnazlıklarından yılmaya başlayan Eftalya muhtemelen, babasının dilini kesenin Tevfik olduğunu düşünecek. Bu yanlış anlama Tevfik'in başına çok çoraplar örecek belki de. Bölümün bir başka konusu, Azize'nin Cevdet'in hayatı için endişe ederken, kendini aksine ikna etmeye çalışsa da hâlâ onu eskisi kadar çok sevdiğini görmesiydi. Bir diğeri, Hilal ve arkadaşlarının kaçak Yunan askerini Amerikalı gazeteciyle görüştürmeleri, bir diğeri de Leon ile ilişkisi dikkat çekmeye başlayan Yıldız'ın başkasıyla baş göz edilmeye çalışılmasıydı. Görücüler, talipler, dedikodular derken Yıldız'ın evlendireleceğini duyan sessiz ve gizli aşkı -ya da abisi diyelim- Ali Kemal ortaya çıktı. Cevdet, Ali Kemal'in kaçak bir şekilde Selanik'e gitmesine izin vermemişti. Sürpriz bir şekilde ortaya çıkan Ali Kemal bölümde en çok izlediğimiz karakterlerden biri oldu. Önce Azize'nin, onun habersiz çekip gitmesi yüzünden yaşadığı üzüntüyü, ona iyi annelik edemediğini düşünerek kendi suçladığını; kız kardeşlerinin de aynı şekilde Ali Kemal'in arkasından hem öfke hem özlemle göz yaşı döktüğünü gördük. Ardından, babasının engellemesiyle Selanik'e gidemeyen Ali Kemal'in daha önce kendisine iş teklif eden tefeci Yinon'un teklifini kabul etmesini ve bir anda büyük bir paraya ve güce kavuşmasını izledik. Ali Kemal, bunu Yıldız'ı etkilemek için kullandı ve onun başhekimle olası evliliğine engel olacağını söyledi. 
 
Bölüm boyunca özenle ve derin bir şekilde işlenen başka bir konuysa "annelik"ti. Dizinin başından beri üstü kapalı bir şekilde işlenen Veronika'nın acısnın ne olduğu daha bir netleşti. İki çocuğundan birini, küçük bir bebekken bir yangında kaybetmişti. Acısı da, çocuğunu kurtaramadığı için kocasına olan öfkesi de dinmiyordu. Ne var ki çocuğun öldüğü kesin olmadığı için, bir ümit bunca yıldır peşini bırakmıyordu. Veronika kendisi gibi, iki kere evlat acısı çemiş olan Hasibe'ye sığındı, acısını onunla paylaştı. Bölümün sonunda Hasibe, Yunan konağına ilk geldiğinde sofrasına oturmak, hatta yüzünü bile görmek istemediği Veronika'nın saçlarını okşuyor, onu teselli ediyordu. Topraktan, savaştan, milletten, dinden ayrı bir dil, onları birleştiren başka bir şey bulmuşlardı: annelik ve evlat acısı. Hasibe'nin de dediği gibi "Analığın milleti, dili mi olurmuş?" 

Acı çeken bir başka anne de Azize'ydi. Oğlu, ona haber bile vermeden şehri terk etmişti. Onu bir daha görüp göremeyeceği bile belli değildi. Sevdiklerini, Azize kadar yürekten seven, onlara kendini adayan biri daha zor bulunur. Azize, Ali Kemal'in bu gidişi yüzünden kendisini suçladı önce. Ali Kemal'in hâlâ İzmir'de olduğunu öğrendiğinde ettiği sitemse çok yakıcıydı: "Doğurmadım diye mi? Kursağından sütüm geçmedi diye mi? Ne diye eziyet edersin bana? Canımdan can koparak sevmedim mi ben seni? Ne demek ananı bırakıp gitmek?" Doğurmuş ya da doğurmamış; Azize, Ali Kemal'in annesiydi. 

Ali Kemal'in hikayesi bu bölüm itibarıyla önem kazanmaya ve daha ilginç bir hal almaya başladı. Geçen bölümde de ip uçları verilen bir durum bu bölüm iyice belirginleşti. Veronika, dizinin başından beri çektiği büyük bir acıdan, bu nedenle Türklere düşmanlığından söz ediyordu. Zamanla konunun, kaybettiği evladıyla ilgili olduğunu anladık. Aynı sıralarda Ali Kemal'in öz anne-babasını bulma isteği su yüzüne çıktı. Ali Kemal'in küçük bir bebekken tamamen yanmış bir köyde Cevdet tarafından bulunduğunu biliyorduk. Bu bölümde Veronika ve Vasili'nin bebeğinin de yangında öldüğünü, daha doğrusu öldüğünün tahmin edildiğini öğrendik. Çok büyük bir tesadüf olsa da, bütün işaretler Ali Kemal'in öz anne ve babasının Vasili ve Veronika olduğunu gösteriyor. Bu durum başka bir dizide olsa "Yok artık, böyle tesadüf olur mu?" deyip geçeceğimiz bir konuyken Vatanım Sensin'de ayrı bir anlam ifade ediyor.  Bir önceki Vatanım Sensin yazısında söz etmiştim; bu dizinin en ilginç yanlarından biri, karakterlerin en karşı oldukları kişilerle yan yana düşüp olayları onların bakış açısıyla da görmek durumunda kalmaları, ideallerine ve inançlarına ters düşen şeylerle sınanmaları. Veronika, kendisine yaptıkları yüzünden düşman olduğu ve başta evine bile almak istemediği Türkler'in oğlunun canını kurtardığını; kaybettiğini sandığı oğlununsa artık bir Türk olduğunu öğrendiğinde ne hissedecek? Azize, canı gibi sevdiği oğlunun, aslında ülkesini işgale geldikleri için büyük bir öfke duyduğu, düşman olarak gördüğü Yunanlar'dan olduğu öğrendiğinde oğlunu daha az sevecek mi? Cevdet bir Yunan subayı olarak döndüğünde ona büyük tepki gösteren, onu baba olarak kabul etmeyeceğini söyleyen Ali Kemal, aslında kendisinin bir Yunan olduğunu öğrendiğinde ne yapacak? Şu anda vatanına bağlı, onu istila eden güçlere düşman bir Türk olan Ali Kemal, o yangın olmasaydı ve öz anne ve babası tarafından bir Yunan olarak büyütülseydi, tıpkı Leon gibi İzmir'i işgale gelmeyecek miydi? O durumda da doğrusu, ideali, gayesi şu andakinin tam tersi olmayacak mıydı? Görünen o ki Vatanım Sensin yavaş yavaş, cesurca bu soruyu sormaya hazırlanıyor: "Ya sen öteki olsaydın?"

 

 

Paylaş

 

Tüm Vatanım Sensin Bilgileri