Tuna mı Yiğit mi ikilemi

Işınla Bizi Scotty 25.10.2016 Seviyor Sevmiyor
Seviyor Sevmiyor

Seviyor Sevmiyor son bölümünde, Yiğit'in babası Teoman'ın İrem'e yaptığı son şantaj yüzünden acilen 250 bin bulunması gerekiyordu. İrem'İn gerçek kimliği açığa çıkmasın diye yapılanların haddi hesabı yoktu ve Deniz'in telaşı, stresi üzerine Tuna her zamanki "sen merak etme, ben hallerim" tavrıyla duruma el koydu. Gölge kimliğiyle yazdığı çok satan romalarının yayıncısından istedi bu parayı. Yayıncı onu büyük patrona götürdü. Eşkıya filminin meşhur "aşk için neleri göz alırsın?" repliğine gönderme yapılan bir sahnenin sonunda Tuna'yı parayı almış gördük. Deniz'in türlü ısrarlarına rağmen Tuna'nın parayı nasıl aldığını öğrenemedik. Ta ki bölüm sonuna kadar... Bölümün son sahnelerinden birinde anladık ki Tuna yüzünü ve kimliğini satmıştı o parayı almak için. Bunca yıl büyük bir özenle koruduğu gizli kimliğini aşık olduğu kızın aşık olduğu adam, o kızın gerçek kimliğini öğrenmesin diye feda etmişti.


Tuna, Deniz için neler yapmadı ki? O ne zaman istese ya da ne zaman ihtiyaç duysa, aşk acısı çekerken, göz yaşı dökerken hep yanındaydı. Tuna, Deniz'i görür görmez sevmişti. Eski iş yerindeki müşterileri, yeni işyerinde çalışanlar, mahaledeki komşular, tanıştığı bir sürü insan Deniz'i tuhaf, itici, önemsiz bulurken; hatta çocukluk aşkı Yiğit onu yıllar sonra yeniden gördüğünde yüzüne bile bakmamış, ona dikkat etmemiş ve onu değersiz bulmuşken, Tuna Deniz'i ilk gördüğün andan itibaren olduğu gibi sevmiş, onu hayatının merkezine yerleştirmiş ve en değerlisi yapmıştı. Onun bir başkası için aşk acısı çekmesine dayanamayıp onun için göz yaşı dökecek kadar çok seviyordu onu.
 

Üstelik hayat tarzları, ilgi alanları, espri anlayışlarıyla, birbirlerine olan samimiyetleri ve açıklıklarıyla Tuna ve Deniz tam birbirlerine göreydiler ama Deniz'in de söylediği gibi, birbirleri için ne kadar uygun oldukları ya da Tuna'nın ne kadar harika bir insan olduğuna dair peş peşe 9 doğru da saysanız o bir eksik yukarıda söylediğim her şeyi bir anda siliveriyor: Deniz Tuna'ya aşık değil, o Yiğit'i seviyor.
 
Yiğit ve Deniz yaşanabilecek en güzel, en saf çocukluk aşklarından birini yaşamışlar. Yiğit'in çektiği türlü zorlukta Deniz hep onun yanında olmuş ve çok güçlü bir bağ kurmuşlar. O kadar ki yıllar geçmesine rağmen ikisi de başka kimseyi sevmemiş. Buna rağmen Yiğit, gerçek Deniz'i yıllar sonra ilk gördüğünde o beklediği mükemmel kız karşısında olmadığı için onu tanımadı bile. Hatta sonra aynı iş yerinde çalışmaya başladıklarında onu beceriksiz, yeteneksiz, önemsiz, hatta belki aptal bularak türlü eziyetler çektirdi. Tuna ona sürekli cesaret, destek veriyorken Yiğit kızcağızı canından bezdirdi. 
 
Hayat tarzları, olaylara bakış açıları, stilleri, espri anlayışları, eğlence anlayışları, her şeyleriyle Yiğit ve Deniz ayrı dünyaların insanları gibiydiler. Ne var ki zaman geçip ikisi birlikte vakit geçirdikçe, her ikisinin de yıllar içinde geçirdiği değişimin ötesinde birbirlerinin yeniden ruhlarını, kalplerini görmeye başladıklarında, o uzun zaman önce kurulan çok özel bağ gün yüzüne çıktı yeniden. Yiğit önyargılarından sıyrılıp Deniz'in ruhunu görebildi yeniden. Üstelik onun gerçek çocukluk aşkı olduğunu bilmeden ama onun 'doğru kişi' olduğunu hissederek. 
 
Sadece onun yanında kendisi gibi olabiliyordu, sadece onun yanında rahat ve mutlu hissediyordu. Deniz ona çok iyi geliyordu. Yiğit, bir yanlışlıkla başlayıp dev bir yalana dönüşen oyunda feci şekilde kandırılsa ve türlü yalanla sahte Deniz'le bir evliliğe sürüklense de, önüne koyulan onlarca 'doğru'ya rağmen o yanlış görünen ama içten içe doğru olduğunu hissettiği yola çekiliyordu: Deniz'e. Yiğit'in yaşadığı, şu eski 'doğru olan yol hangisi' bulmacaları gibi. Önüne ne kadar karmaşık bir labirent koyarlarsa koysunlar Yiğit'in yolu sonunda hep Deniz'e çıkıyor. 
 
Öyargılar, farklılıklar, uyumlar-uyumsuzluklarla buradan bakınca ayrı dünyaların insanları gibi görünürlerken, Deniz ve Yiğit'in ruhlarının birlikte olduğu ayrı bir dünyaları var sanki. O dünyada bütün diğer şeylerin hiçbirinin önemi yok. İrem daha ne kadar çılgınlık yaparsa yapsın ya da Tuna Deniz'i ne kadar çok severse sevsin, ya da biz ne kadar "Ama Tuna Deniz'i görür görürmez ve olduğu gibi hem de çok sevdi" desek de, "Tuna mı Yiğit mi" diye ikilemlere düşsek de bir önemi yok. O dünya da sadece Deniz ve Yiğit var.
 

Yine de bu kalabalık ve çok karışık dünyayı bırakıp gitmeleri de mümkün değil. İrem ve Yiğit korkunç bir kaza geçirdiler. Yiğit sağlam görünüyor, henüz İrem'in ne durumda olduğunu bilmiyoruz. Ama Yiğit (her ne kadar kazanın sebebi kendisi olmasa da) çok büyük bir vicdan azabı çekecek. Geçirdiği ilk büyük kazada annesini kaybetmişken, aynı şey ikinci kez başına gelmediği ve İrem yaşadığı için şükredecek ve onu bırakamayacak. 

 
Geçen bölümde birden bire dergi yönetimine gelen ve Yiğit'in (Deniz'i korumak için) istifa etmesine neden olan Gazi bu bölümde ortadan kayboldu. Hooop Fransaya gidiverdi, ne kadar kalacağı da belli değil. Bu çok acayip ve mantıksız gelişen durum dergide kaosa neden oldu. Bütün bunların Yiğit'in tekrar derginin başına çağırılmasıyla son bulacağını düşünüyorum. Artık İrem'den ayrılamayan Yiğit ve Deniz de yeniden birarada çalışmak zorunda kalacaklar muhtemelen.
 

Yiğit kendi kendine vicdan azapları ve aşk acıları çeke dursun, aşık olduğu kız ve ayrılmaya çalıştığı kız birlik olup ona dev gibi bir oyun oynuyorlar. Yiğit'ten gerçeği saklama çetesinin içinde kimler yok ki... Öz babası Teoman, Deniz'in bütün ailesi, defalarca yumruk yumruğa geldiği Tuna, hatta dış kapının dış mandalı Neşe... Kimi aşk sandığı saplantısı yüzünden, kimi en yakın arkadaşını intihardan korumak,  kimi aşık olduğu kızı mutlu etmek, kimi para sızdırmak için, kimi kariyer hırsından biraraya gelip Yiğit'in hayatını bir oyuna ve yalana çevirdiler. Adamın bütün ayarlarıyla oynadılar. Kalbinde doğru hissettiğine aklı yanlış diyor. Kendisi kandırılırken onu kandıran kişiye karşı vicdan azabı çekiyor. Gerçek açığa çıktığında Yiğit öyle bir yıkıma, kalp ve hayal kırıklığına uğrayacak ki Deniz'in ona engel olmak için koştuğu restoranın camından kendini atmasa iyidir. Her şeyi atlattıktan sonra "evet, onun sen olduğunu hissediyordum" diyerek affeder mi Deniz'i? Bu dünyanın kurallarının uymadığı o ikisine ait dünyada bütün bunların bir önemi de yoktur belki. - 1001 Tv

Paylaş

 

Tüm Seviyor Sevmiyor Bilgileri