Uzunçorap 28.04.2015 O Hayat Benim
O Hayat Benim

Bölümü pazar günü izlemedim, dedim yine bayağı bağırış çağırış olur, sonraya bıraktım. Nitekim dün yani pazartesi günü izledim. Fakat pazar günü de salona girip çıkarken televziyonda Hülya'nın Efsun'un odasına girip yaptığı harekete denk geldim. Önce Efsun olduğunu sandım. Dedim, Efsun diziden çıkmaz, o halde ya bayılacak, Kara Para Aşk'ta Ömer'in annesinin Hüseyin'in saldırısından kurtulması gibi, ya da bu kız Efsun olmayabilir. Nitekim daha sonra bunun sosyal medyada da Efsun mu Müge mi diye tartışılmakta olduğunu duydum. Şimdi diziyi izleyince Müge olduğunu biliyorum tabii, fakat yine de Müge'nin de kurtulma ihtimali var. Zaten alkollüydü, dolayısıyla çabucak bayılmış olabilir. Kanımca 53. yani gelecek bölüm şu sahneyle açılacak. Hülya yatakta oturmakta, Müge kıpırtısız yatmakta, derken kapı açılır ve elinde Müge için yaptığı kahveyle Efsun girer. O an işte oyuncuyu büyük bir performans bekliyor. Efsun'u görmesiyle yaşayacağı şaşkınlık, sonrasında peki yorganın altındaki kimdi sorusu, acaba aklına Müge ihtimali gelecek mi, herhalde ben kimi boğdum diye dehşet içinde yorganı çekecek ve orada bayılabilir, diye tahmin ediyorum.

Peki Efsun ne yapar? Elindeki kahve fincanı yere düşer, kırılır. Efsun bir süre odaya şaşkın bakakalır, sonra çığlık atarak bağırmaya başlar, sesine Mehmet Emir ve diğerleri koşarak gelirler. Müge kurtulacaksa apar topar hastaneye götürülür. Şahsen Müge'nin kurtulacağına inanıyorum çünkü Hülya bu cinayeti işlemiş olursa, bu travmayı kaldıramaz, artık bir daha iflah olmaz, dizi sonuna kadar klinikten çıkamaz, diziye de dahli kalmaz. Müge'nin bu şekilde çıkması, Hülya'nın da çıkması demek olur. 
Final sahnesindeki bu beklenmedik gelişme dışında dizi çok da sürprizli değildi. Aslında bölüm açılışında da bir heyecan zirvesi vardı sahi. Doğrusu İsmail ve Ateş daireye girip Efsun'u elinde Bahar'a doğrulttuğu silahla gördüklerinde, İsmail'in Bahar'ın arkasına doğru kayması yüzünden, kendisinden böyle bir cengaverlik yani ateşin (kurşunun, merminin) önüne geçmesini beklemiyordum. Kendi kolundan yaralandı, Bahar kurtuldu. Tamam süper Bahar'ı kurtardı, fakat daha olay soğumamışken, neredeyse hemen sonrasında Bahar'a ""Efsun'un üzerine fazla gitme" demesi yok mu, pes pes pes! Ya Efsun'un yaptığı bir yana olay sonrasında söyledikleri! "Özrü kabahatinden beter" atasözünü canlandıran bir şey kurgulayın dense herhalde bu süper bir örnek olurdu. Efsun diyor ki İsmail'e: "İsmail iyi misin, ben çok özür dilerim, ben böyle olsun istememiştim." Tabii ki böyle olsun istememiştin, olan Bahar'a  olsun istemiştin. Hiç Bahar'a özür dilerim bile demek yok. 

Olay sonrasında Bahar kendisinden beklemediğim ölçüde radikal bir tepki verdi ki, helal olsun Bahar demek getiriyor içimden.  Efsun Gelincik'e gitmişti, tabii ki Hasret'in evine değil, hiç Efsun oraya gider mi, tabii ki kendi evine (!) gitti ve Bahar da oraya geldi. Eskiden olsa  Bahar Efsun'un suçlarını, kendisine yaptığı kötülükleri örterdi. Bu kez de söylemeyecek, bağrının sırlar bahçesine bir gül daha ekecek sandım ama bereket böyle olmadı. Bağıra çağıra (Bağırmasa iyiydi ama olsun, susmasından iyidir, o kadar çok sustu ki, normali kaçırdı, karşı kutba vurdu, Baharcık bağırmadan yapamıyor artık) Efsun'un kendisini İsmail'in tabancasyla öldürmek istediğini söyledi. Şu kalabalık evde de neredeyse bir tanecik kişi var ki, Bahar gibi masum yani bir şey bilmeyen ve günaha ortak olmamış, O da Güleser ve ev içi kararlarda say ki dış kapının mandalı maalesef, dolayısıyla, şu kalan kuru kalabalıkta, Sakine'yi de ekle içlerine, şu kuru kalabalık eğer ki, Bahar "İsmail'in tabancasıyla" falan demeyseydi, Efsun'u aklamak için, rahatlıkla, "sen yanlış anlamışsın, Efsun öyle yapmamıştır," derlerdi. 

Bahar'ın bir şaşırtan tepkisi de Efsun'u evden atmaya kalkmasıydı. Efsun da ne ketum, ne dayanıklı çıktı, şu durumda bile, halâ bir şeyleri kaybetmemek için midir, dizi hilesi midir, Bahar'ın yüzüne yüzüne haykırıvermiyor, Bahar ona "Bu ev benim evim, bu aile benim ailem ve sen bu evden gideceksin" diye bağırırken. Neredeyse kapı dışarı konmaya razı olacak. Niye, Bahar'la uğraşmaya razı olduğu için mi? Hiç sanmıyorum, o kadar güçlü olsa, ki aslında deli gücü, değişken, belli olmuyor, neyse o kadar güçlü olsa, ezik dediği Bahar'ı geç, hapishane terbiyesiyle yetişmiş gibi görünen Sultan teyzesini öyle herkesin içinde höt be höt dersleyemezdi. Efsun kimmiş ki Bahar'dan korkacak. Fakat bu Bahar da Yeni Bahar. Korkmasa kaç yazar. Eninde sonunda korkacak. Tabii Bahar hepsini korkutana kadar biraz daha dibe inmeye devam edecek gibi. Ateş de olmasa, indiği karanlık kuyuda kimden ışık ve sıcaklık bulacak.  Şimdiye dek biz de, biz masum ve kandırılmış seyirciler de, İlyas en başında bariz bir şekilde Efsun'u tutup o hayat Efsun'un demesine rağmen, yumuşak yüzüne, içli timsah gözyaşlarına kanmış, acaba demiştik. Bu İlyas, kişisel zayıflığı olmasa aslında Bahar'ı seviyordu ve doğrudan yanaydı. Halbuki bu bölüm ne gördük, ya Bahar ya Efsun da kazanan, Efsun olsa ne der, the vinner is Efsun oldu tabiiki de. 

Bahar da boşuna demedi, "ben bugün kimsesiz kaldım, yapayalnızım" diye. Ne anne bildiği Nuran "anne", ne baba dediği İlyas "baba", ne hala dediği Mücella "hala", ne teyze dediği Sultan "teyze" , hepsi ama hepsi bu kumpasın içinde. Aslında şimdi tekrar düşününce, bir bakıma da iyi oldu, çünkü Bahar bu olaydan sonra eve geri dönseydi, kendisi de bilip susup oturan güruha katılmış olacak, o da onlardan biri olacak, o da Hasret'e karşı suçlu duruma düşecekti. Şimdi bu dışlanmışlığıyla, daha yalnız ama daha temiz bir yerde. Detay detayı doğuruyor, şu acı ama, Ateş ona hep sen benim ailemsin diyor ama bunu hiç dememiş gibi, Bahar ona hiç acımadan "kimsesiz kaldım" diyor. Ateş bundan acı duymaz mı, ben neci oluyorum, beni hiç mi sayıyorsun, hiç değerim yok mu demez mi? Demedi bereket, gücenmedi Bahar'a, "ben varım" dedi. Bahar da Ateş'e yeni gözlerle, yeni tanıştığı birine bakar gibi baktı. Araları düzelecek yani ama böylesi iyi mi, kötü mü, acıklı mı, sevinelim mi...

Bahar'ın öyküsü giderek kazlar arasındaki Kuğu'ya dönüyor. Tamam Hasret ve Mehmet Emir de süper ebeveyn değiller ama, Nuran ve İlyas'a tur bindirirler, bu da bariz. Bu bölüm Mehmet Emir Efsun'u affetti. Önceki gerilim düşünülürse bu noktaya gelmesi şaşırtıcı ama Hasret faktörü oldu. Hasret'in, Mehmet Emir'in Efsun'u evlatlıktan reddedeceğini duyduğunda konağa bir gururlu gidişi vardı ki, eğer sonra yani konuşurken makul ölçülere dönmeseydi, ikinci bir Paramparça Gülseren vakası diyecektim. Sevildiğini bilen, gerekmedikçe bu gücünü kullanmamaktan ama gerektiğinde de kullnabilmekten gururlu, Gurur abidesi kadın. Neyse, Hasret çok yerinde bir söz söyledi, "Efsun'u böyle hayatımızdan çıkarırsak yerine ne koyacağız Mehmet" dedi. Yani, konakta mevsimle birlikte yenilediğin ev eşyası mı mevzu bahis konusu Mehmet Emir Bey? Neyse Mehmet Emir de doğruyu buldu. 

Sakine Nuran'ın ruhu için Gelincik'te kaymaklı, sade, petibör püskevit dağıttı. Her dizide böyle özel bir karakter dizinin rengi üstüne renk katıyor. Sakine'nin püskevit tutkusu gibi, "Aramızda Kalsın" da Arife ve Mahir'in eşofman tutkusu vardı, frapanı, janjanlısı, çizgilisi, renklisi. Poyraz Karayel'de de Zülfikâr'ın küresel sermayenin hilelerini, oyunlarını ortaya dökmeye ve faka basmamaya tutkusu var.

Mücella da efe bir kadındı ama Sultan gelince bir rütbe düştü, yine korkmaz paslanmaz bakıyor ama sonuçta Sultan'ın dediği oluyor. Mücella evin dengeleri konusunda senden umutluydum ama mumun Sultan'ın gelişine kadarmış. 

O Hayat Benim O Hayat Benim

Paylaş

 

Tüm O Hayat Benim Bilgileri