Kendini kaptırıp izleyebilmek ne keyifliymiş

Işınla Bizi Scotty 21.11.2016 Seviyor Sevmiyor
Seviyor Sevmiyor

Tıpkı geçen haftaki gibi, oldukça beğendiğim; sürükleyici, heyecanlı, duygusal ve eğlenceli bir bölüm oldu. Duygusal olarak elbette her şey güllük gülistanlanlık değildi ama bu bölümün iyi olmadığı anlamına gelmez. İki bölümdür Seviyor Sevmiyor'u daha tatmin edici buluyorum. Bir süre önce düşmeye başlayan reytingler bu hafta biraz daha toparlandı; bu durumda genel olarak izleyicilerin de aynı fikirde olduğunu söyleyebiliriz.

Daha önce de defalarca söz etmiştim, bütün karakterler içinde en yakınlık duyduğum Tuna. Ayrıca Tuna ve Deniz'in hep daha iyi bir çift olacaklarını düşünürdüm. Yine de Yiğit ve Deniz'in ilişkisinin çok anlamlı ve köklü bir ilişki olduğuna, bu nedenle "esas" çiftin de onlar olduğuna inanırdım. Ayrıca Tuna kadar olmasa da Yiğit'e oldukça güçlü bir sempatim vardı. Ama Tuna ve Deniz arasında geçen hafta başlayan ilişki  o kadar güzel gelişti ki bu, bana tek çıkar yolun Yiğit ve Deniz aşkı olmayabileceğini düşündürmeye başladı. Bu süreçte Yiğit'in Tuna ve Deniz ilişkisine karşı takındığı tavrın da beni ondan karakter olarak uzaklaştırmaya başladığını fark ettim. Baştaki gudubet ve aşağılayıcı hallerine karşın Yiğit'in iç dünyasını, acılarını gördükçe ona karşı da çok ısınmıştım ama şu sıralar takındığı kendinden çok emin, kibirli; işini, konumu kendi çıkarları için kullanmaktan hiç çekinmeyen tavır beni soğuttu. Eğer onun bu ilişki karşısında duygusal olarak zorlandığını, acı çektiğini ve onurlu davrandığını görseydim onun için yine üzülür ve belki Deniz'le ileride yine biraraya gelmelerini isteyebilirdim. Basitçe tanımlayacak olursak; güzel ve içten bir ilişkiye başlayan iki insanın arasını açmak için uğraşan üçüncü kişi, bir ara bozucu konumunda şu an Yiğit. Bununla birlikte Deniz'le yalnız oldukları, sohbet edebildikleri sahnelerde Deniz'e olan hisleri, ona hem hayranlığı hem sempatisi hem aşkı o kadar samimi görünüyor ki artık gönlüm bütünüyle Tuna ve Deniz'den yana olsa da Yiğit'in Deniz'e aşkını izlemekten de çok keyif alıyorum (Hadi burada Gökhan Alkan'a yine şapka çıkaralım). Geçen hafta Yiğit'in klasik bir adam olduğunu, klasik anlamda romantik bir akşam planladığını, buna karşın Tuna'nın Deniz'i hayallerine ortak ettiğini ve özgün bir romantizm anlayışı olduğunu söylemiştim. Bu hafta işler tersine döndü. Bu kez Tuna ona gül yapraklı, mum ışıklı çok standart bir sürpriz hazırlarken Yiğit onu hayallerinin evine götürdü. Geçmişi geride bıraktığını ve artık Deniz'le birlikte bir gelecek hayali olduğunu gösterdi. Hoş bir sahneydi.
 

Bölüm boyunca hem Yiğit'in hem Ayça'nın hem İrem'in türlü çabaları nedeniyle bir çok tatsızlık, gerginlik, kalp kırıklığı, göz yaşı ve tartışma izledik. Karakterlerimiz o kadar acı çekerken ben de çoğu zaman üzgün ve kızgın hissettim. Bu nedenle bölümün sonunda bende kalan tortunun bu denli olumlu olacağını tahmin etmiyordum ama öyle oldu. Söz ettiğim, bir izleyici olarak diziden memnun olmak değil; Deniz ve Tuna için beklediğimden daha memnun hissetmek.. Deniz'in iki bölüm önceki o sürpriz "doğru olanı yapmalıyız" çıkışına kadar Tuna'ya karşı hiçbir duygusu yoktu, Tuna'nın hislerine karşılık veremiyordu. Ve hepimiz biliyoruz ki kalbi bütünüyle Yiğit için çarpıyordu (ki hâlâ bu durumun tamamen ortadan kalktığını söylemek mümkün değil). Ama Deniz, Tuna'ya "ben denemek istiyorum" derken beklediğimden çok daha samimiymiş. Akılla verilen bir karara uymak için bir kişi kendini ikna etmeye, uygun davranmaya çalışabilir ama elde olmadan yapılan davranışlar içten içe hissedilenleri sızdırır. Ben içten içe Yiğit'e aşık olan Deniz'in Tuna'yı böyle kıskanmasını, araları bozuk olduğu ya da kavga ettikler için moralinin bu denli bozulmasını beklemezdim. Aslında kalbi Yiğit'te olduğu için Tuna'yla arasında sorun yaşanmasının onu bir yükten kurtulmuşçasına rahatllatmasını beklerdim. "Ben denedim ama bak, olmadı." diyebilir bu durumda örneğin. Ama Deniz gerçekten samimiyetle bu ilişki sürsün istiyor. Belki henüz Tuna'ya, Yiğit'e aşık olduğunu gibi aşık değil ama sadece mantık nedeniyle ilişki içinde olduğu biri de değil Tuna. Asena ve Gazi'yle kutlama yapılırken, Yiğit yanı başındayken o sadece Tuna'yla arası bozuk olduğu için çöküntü içinde oturup bir an önce oradan ayrılmak istiyor. İşte bunları, Deniz'in Tuna'yı ve ilişkilerini bu denli umursadığını görmek beni bu ilişkinin geleceği  konusunda umutlandırdı ve  bölümün sonunda kendimi beklediğim kadar mutsuz hissetmedim. Hatta Deniz'in, Yiğit'in "Beni sevmiyorsan hemen şimdi Amerika'ya dönerim." sözlerine sessiz kalışı bile beni o kadar rahatsız etmedi (Deniz'in Yiğit için hislerini biliyoruz hepimiz); o sahnede Yiğit'in yüzündeki memnuniyetin ardından beliren bir anlık şüphe bana yetti . Elbette irem'in bin bir türlü entrikasıyla Tuna, Deniz'in kendisinden ayrılması için en olamayacak yollara başvurdu ve bu da şu an için Tuna ve Deniz ilişkisinin sonu demek. Ama hafta içinde bölüm özeti çıktığında ben, Tuna'nın öfke ve kalp kırıklığı nedeniyle Ayça'yla gerçekten birlikte olacağını ve bu sayede Tuna konusu kapatılıp yeniden Yiğit ve Deniz ilişkisinin yolunun açılmasının amaçlandığını düşünmüştüm. Öyle olmadı. Tuna kendi kırık kalbiyle, Deniz'i özgür bırakmak için, fedakarlıkla bir oyun sergiledi ve Deniz'in kendisini aldattığını düşünmesine sebep oldu. Bu durum da bu ilişki için hâlâ açık kapı bırakıldığı, Deniz gerçeği öğrendiğinde ilişkiye geri dönülebileceği anlamına geliyor. Tuna'nın şimdiye kadar hep resmedildiği o şövalye ruhlu, fedakar adam çizgisinden çıkarılamamış olmasına memnunum.


Bu bölüm İrem'in nefreti, entrikaları, Deniz'in hiçbir şekilde mutlu olmaması için yaptıkları arşa ulaştı. Kendince sebepleri var. Aşık olduğu adamı kaybetmişken, bu kadar mutsuzken suçlayacak birini aradığında en uygun hedef Deniz elbette. Bu anlaşılabilir, ama birkaç hafta önce "Ben seni üzdüm değil mi Zuzu?" diyen,  içinden gelen vicdan azabını saklayamayan insanın (kendisini 17 yaşında hissediyor da olsa), birden bu denli nefret duyuyor olması akıl alır gibi değil. Neyse ki çoğu zaman Deniz'e cici arkadaşı oynamadı; sürekli  olarak yüzüne gülüp arkasından iş çevirmedi; öfkesini Deniz'in yüzüne de kustu da o da ne olup bittiğini biraz görecek fırsat buldu hiç değilse. İrem'in  ses kaydı numarasının çok zorlama olduğunu düşünüyorum. Tam bir hazırlık içinde Deniz'e işine yarayacak şeyleri söyletti, ki Deniz'in sözlerinin kendi içinde bir anlam bütünlüğü bile yoktu. "Deniz'e pişmanmış gibi görüneceği bir şeyler söyletmeliyiz ama konuşmanın tamamında öyle görünmemeli" gibi bir düşünceyle yazılmış olduğu belli olan cümleler çok tutarsızdı. Ardından İrem'in elindeki kaydı dinletip Tuna'ya nasıl ayrılması gerektiği konusunda düpedüz talimatlar vermesi  de -kaba tabirle- uyduruk görünüyordu. Bütün o süreç, ardından aldatma numarası ikna edici gelişmedi. Keşke biraz daha çaba sarf edilse; özgün ve inandırıcı bir yol bulunabilseydi.
 
 
Dergiyi büyütmek için iflasın eşiğinde olan başka bir dergiyi alma operasyonu iyi bir konu seçimiydi, başarılı da işlendi. Hem dizinin ana konularından biri üzerinde haraket ederek aşk üçgenine sıkışıp kalmaktan kurtulunabildi hem Yiğit'in Deniz'le vakit geçirmek için bir bahanesi olarak ve Yiğit'in Deniz'le ilişkisine bakış açısını, kararlılığını gösteren bir metafor olarak kullanıldı hem de komedi için alan açılmış oldu. (Doğrusu dergide herkesin hasta olduğu sahnelerdense Deniz'in, Yiğit'in ataklarını savuşturmak için yaptıklarını çok daha eğleneceli buldum ben. Burada da Zeynep Çamcı'ya şapka çıkaralım. ) 
 

Yirmi bölümün stresi nihayet çözüldü; Yiğit sonunda gerçeği öğrendi. Videoyu izlediğinde geçirdiği sinir krizinin şiddetli bir hesap sormayla sonuçlanmasını beklerdim ama fragmana bakılırsa Yiğit gerçeği bildiğini saklayacak; az sayıdaki sahneden edinilen izlenim yanıltmıyorsa, Deniz'den intikam almaya çalışacak. Deniz hem Tuna hem de İrem yüzünden çok üzgün ve çok kızgın görünüyor. Bu kez Yiğit'e olumlu cevap verecek mi? Eğer vermezse, Yiğit'in intikam çabasını göremeyeceğiz. Eğer ayrılığın hemen ardından Yiğit'le bir ilişkiye başlarsa Tuna ne yapacak, ne hissedecek?  

 
Sevdiğin bir diziyi kendini kaptırıp sadece karakterlerini, onların yaşadıklarını, ilişkilerini, olayları umursayarak ; mantıksızlıklar, tutarsızlıklar, tekrarlar ve sıkıcılıklarla boğuşmadan izleyebilmek ne keyifliymiş. (Bu yazıyı bir de Yiğit Kirazcı'ya, dizinin şahane tema müziklerine ve baştan beri her bölümü çok özenle ve incelikle çeken Yusuf Pirhasan'a şapka çıkarmadan bitirmek içime sinmez.) 
 
 
 
 

 

Paylaş

 

Tüm Seviyor Sevmiyor Bilgileri