Uzunçorap 12.05.2015 Paramparça
Paramparça

Paramparça yine güzel bir bölümle karşımızdaydı. Bu hafta "Karadayı" yerine Paramparça'yı yayını sırasında izledim. Aslında Karadayı'da da bir sürü kritik olay vardı ama az çok tahmin edilesi durumlardı, yani merak ve heyecan unsuru önceki bölümlere nispeten düşüktü. Bir de "Paramparça" dizisinde bir gıcır gıcırlık var. Tamam "Karadayı" tarihi bir dizi, dönem dizisi, ne kadar yepisyeni olabilir ama bu durum teknik mi yoksa mekanlar, mobilyalardan falan mı kaynaklı, yoksa biri sonuçta üçüncü sezonunda ve biri yeni sezon dizisi, az görülmüş, az bakmışız, bu sebeple mi bana böyle geliyor, kimbilir... 

Bölüm geçen bölümün bittiği kritik sahneyle başladı. Cansu kafeye gelmezden önce, biz Solmaz'a gelelim. Ne kadar işini bilen, ne kadar manevracı bir insan, peh peh peh! Cansu'nun arkadaşı Öykü'nün annesi Melek (Hatiç Durak) garsonu çağırıp "Gülseren gitsin" talimatı verirken sanki yanlarında değilmiş, desteklemiyormuş gibi, Cansu gelince anında rol değiştirip güler yüzünü, yüksek enerjisini takınıp gitti en içten bir halle, hoşgeldiniz dedi, Gülseren'le tanıştı, hatta daha iyisini de yapıp Cihan'a telefon edip olan biteni de rapor etti. Tahmin ettiğim gibi bu işe Solmaz'a Cihan ayarlamış. Geçen yazımda demiştim ki, Cihan bunu Solmaz'ın yanına bırakmaz. Ama Solmaz bu ustaca manevrayla anında saf değiştirmeyi başardı. Bunca kıvrak zekasıyla yıllardır Alper'i yetersiz strateji kurmakta, yanlış hamle yapmakta, falan filanda kınamakta kendince hakkı varmış. 

Birkaç bölümden beri, Gülseren daha iyi görünüyordu, sanırım kilo verdi. Her bölümde de biraz daha zarifleşiyor. Bu bölümde de Cihan'a bir gençlik gelmiş, yaşını göstermeye başlamış. Aşağı yukarı dizi başladığından beri, yaşından daha ileri yaşta bir adam gibiydi, neden kimbilir... Aslında enerjisinde bir şey yok, e kilo da yok, yani fit. Neden böyle görünüyordu? İki fotoyu alıp tek tek bakmak gerek. Saçı kısalmış, bunun etkisi olabilir, herkes kilo vermek ister ama belki Cihan kilo almış ve bu da iyi olmuş olabilir. Belki de sebep bahar... Bahar bitkiler, çiçekler alemi gibi insanlara da yarıyor...

Gülseren evi terketti. Hem kafedeki aşağılanması, hem de hemen akşamında tvde yayınlanan Gülseren'i "metres" yapan magazin haberi, Gülseren'in bardağının taşmasına yol açtı. Cansu epey dil döktü, gözyaşı döktü ama Gülseren kararından caymadı. Cihan da biraz dil döktü ama ısrarcı olmadı, sinirlenmedi de. Hatta Cansu'ya da annen doğru yapıyor, gibisinden bir şeyler dedi. Cihan'ın güzel bir özelliği var, olayları mümkün mertebe sakin karşılıyor. Parasal bakımdan ve itibar bakımından epey güçlü olmasına rağmen, prensipleriyle, ahlakıyla, vicdanıyla, insanların kararlarına ve seçimlerine duyduğu saygıyla bunu sınırlıyor. Gücünü kötüye kullanmıyor, haddini biliyor, olayları akışına bırakmayı da beceriyor. Bu kez de öyle yaptı.

Gülseren evi terkettikten sonra, yine Cansu'nun yalıya dönmesi gündeme geldi. Sanki sadece iki seçenek varmış gibi. Bereket, Cansu üçüncü bir seçenek ortaya çıkardı, ben tek başıma burada kalırım, dedi. Ben de izlerken e Cihan ne güne duruyor, Cihan zaten otellerde kalıyor, niye gelip kızıyla yaşamasın diye düşündüm. Derken Cihan da aynı öneriyi getirdi ve baba kız bu evde birlikte yaşamaya başladılar.  

Geçen bölüm için yazdığım yazıda "Paramparça'nın bir dizi olarak en güzel özelliklerinden biri geçeklerin uzun süre saklı kalmaması" diye yazmıştım. Bu bölümün en güzel sahnelerinden biri de, birkaç bölüm öncesinde patlayan Cihan'a yapılan "Alevli" iftira olayının açığa çıkması oldu. Üstelik ortaya çıkışı da ayrı bir güzel oldu. Adeta Gülseren'in hiç eli kirlenmeden intikamı gibi oldu. Şöyle ki: Videoyu Rahmi'nin bilgisayarında Ozan buldu ve bunu hem Dilara'yla Rahmi'nin yüzüne vurdu hem de gidip Cihan'a gösterdi.

Dilara Ozan'ı çeşitli zamanlarda Cihan ve Gülseren'in arasındaki duruma karşı insafsızca doldurmuştu. Ozan da zaten anında sinirleniveren, gaza gelmeye dayanıksız bir çocuk. Bu sebeple Gülseren'e karşı acayip haksızlık ettiği, herkesin ortasında rezil de ettiği de olmuştu. Ama "Keser döner sap döner gün gelir hesap döner" diye bir söz var, işte gün geldi, rüzgârın yönü değişti (Bunda Cihan'ın Ozan'a karşı sürekli anlayış göstermesinin etkisi çok oldu). Ozan yavaş yavaş olayların iç yüzünü öğrendi. Ve şimdi de işte, Dilara ve Rahmi'nin yaptıkları ellerinde patladı. Ozan'ın da onlara karşı saygısı, güveni kalmadı. Öyle ki, Rahmi ve Dilara tvdeki magazin haberi gibi, artık yapmadıkları işlerden de suçlanır oldular.

Ozan'ın Rahmi'nin bilgisayarını kapıp Cihan'a götürmesinden sonra, Rahmi süt dökmüş kedi misali Cihan'ın iş yerine geldi. Utanmış ve üzgün görünüyor. Doğrusu yelpazede çeşit çeşit insan var, hiç utanmamış da olabilirdi, yüzsüz de olabilirdi, yaptığını savuna da bilirdi. Affedildiği için başka şeyler yapmak üzere keyfi yerine de gelebilirdi. Karadayı'daki Mehmet Saim gibi de olabilirdi.

Önce Cihan'a bunu neden yaptığını açıklamaya çalışırken ";Oğlum senin iyiliğin için yaptım" dediğinde, dedim ki, işte yine aynı şey! dünyadaki bir çok kötülüğün kullandığı yalan "Senin iyiliğin için..." yalanı. Rahmi de öyle söyledi Cihan'a diye düşündüm. Fakat daha sonra Dilara'yla konuşmalarından anlaşıldı ki, Rahmi geçekten de bu niyetle yapmış. Ne yazık ki iyilik adına kötü şeyler yapıyor. Ayrıca kendi deneyimlerini Cihan'ın yaşadıklarıyla bir kefeye koyuyor, Cihan'ı da kendisiyle bir tutuyor. Bir yere kadar böyle düşünmekte haklı elbette, ama bir yerden sonra da haksız. Ne Cihan'la kendisi aynı kişi, ne de yıllar önce uğruna ailesini, herşeyini kaybettiği kadın da Gülseren. Bunlar başka kişiler, bu benzer görünse de başka bir olay. Rahmi bir yanlıştan kaçarken başka bir yanlış yapıyor, yine çok kötülük ederek üstelik, yine Ciha'a zarar vererek üstelik. Ön yargısının, yanlış genellemesinin kör ettiği bir "iyi niyet"le işleri karıştırıyor. 

Kaç bölüm yazdım,  Gülseren Cansu'yu bir türlü benimseyemedi diye. Sarılsa da eğretiydi, oh diye diye sevse de eğretiydi, güzel söyler söylese de eğretiydi. Fakat ne zamanki Cansu Gülseren'in bu bölümde evi terkedip yeni tuttuğu eve geldi ve yerleşti, işte o zaman Gülseren de değişti. Her ne kadar, şimdiye kadar hep "Cansu yalıda yaşamaya alışmış, benimle sefalet içinde yapamaz" dese de, ve böyle diyerek Cansu'yu korur görünse de, demek ki içinin bir yerlerinde bir kırgınlık varmış... ya Cansu'ya karşı ya hayata karşı... Yani Cansu kendisini böyle bir evde yaşarken istemez diye mi düşünüyormuş, Cansu'ya güveni mi yokmuş, o da Hazal gibi bırakır gider diye mi korkuyormuş...  Belki Hazal'ı Cansu'dan daha üstte tutmasında büyütmesi dışında, Hazal'ın koşullarında Cansu benimle kalmadı ki, kalsa belki bir gün bile dayanamayacak şeklinde bir güvensizlik... Belki bunun gibi bir sürü duygu kırıntısı, kırılmış cam gibiydi Gülseren'in yüreğinde. Biri gezindikçe Gülseren'e batıyordu.

Fakat işte ne zamanki Cansu geldi ve pürüzsüz geldi, mutlulukla geldi, Gülseren de başkasının evinde, Cihan'ın tuttuğu evde değil, hatta Keriman'ın evinde de değil, kendi evinde Cansu'yu ilk kez bağrına basabildi. İnşallah artık ilişkileri kolayca birbirlerinden vazgeçecek gibi değil, sapasağlam olur, normal bir anne-kız olabilirler. 

Geçen bölümde, 2. el eşya alıcısı Alper'e ayar vermişti, bu bölümde de yalı çalışanı Sema Hazal'a ayar verdi. "Köle olacak başkasını bulun, ben istifa ediyorum" dedi. Hazal insanlara öyle davranıyor ki, sanki gerçekten onların özgür iradesi yok ve sen ne istersen onu yapmak zorundalar. İstifa edebilecekleri gerçeği soğuk duş oldu Hazal'a. 

Aslında bu durum üst-alt meselesi değil. "Paranla rezil olmak" diye bir şey de var. Bazen bir restoranda, markette, takside, şurada burada, kasiyer, garson, şef, görevi hizmet olan kimse de ters, saygısız davranabiliyor. Para üstü verecek atar gibi veriyor, bir şey sipariş ediliyor, getirmiyor, falan filan. Yani asıl mesele çalışan, işveren ya da müşteri olmakta değil. 

Tabii bir de yerine göre davranlar var ki Hazal öylelerinden. Mesela Cihan kadar tatlı tatlı, kibar kibar konuştuğu bir kişi daha yok. E, tabii paranın kaynağını(!) biliyor. Adamına göre şerbetçiler kadrosu. 

Alper'in Solmaz'ı evden kovması ve ikisinin de Dilara'yla bağlarının kopmasından sonra, yazılarımdan birinde, bu ikisi dizide bundan sonra hangi işlevlerle kalacaklar bakalım, demiştim.  Durum yavaş yavaş görünmeye başladı. Bir kere, Alper ve Solmaz arasında, onları karıkocalıktan öte bir dedikodu birlikteliği varmış. Aslında bir gece kulübündeki sohbetlerinde de az biraz kendini belli etmişti bu. Neyse, başlıca konuları Dilara ve ileriki bölümler bu bakımdan yeni heyecanlara gebe gibi, çünkü Solmaz'ın Cihangir'de kiraladığı evde gerçekleşen sohbette Solmaz Alper'e süper bir fikir verdi ve bu fikirle Candan'ın eline Dilara'ya karşı, Özkan'dan sonra yeni bir cephane geçecek gibi görünüyor, o da Alper. Candan Alper'e Dilara'ya karşı miras davası açması konusunda seve seve yardım eder, olan biten bildiklerimiz kadarsa.

Bölümün bir süprizi Keriman'a yanık bahçıvan Osman'ın birden yalı çalışanı Emine'ye ilgi apartmasıydı. Manavda karşılaşmaları tesadüfe benziyor ama Emine'nin bunca yıllık aşçı olarak alacağı sebze vs. hakkında bu kadar bilgisiz ve tereddütlü olması pek inandırıcı gelmedi. Ayrıca Osman'dan bu kadar mı etkilendi ki, akabinde Rahmi'ye bahçıvan olarak tavsiye etti. Bundan sonraki bölümlerde Keriman, Osman ve Emine arasında bir aşk üçgeni mi başlayacak ne, evlere şenlik! Keriman'ın huyu Kuzey kutbuysa, Emine'ninki Güney Kutbu, Osman desen Emine'yi ancak kırar üzer, onu ancak Keriman hak eder. Yazık olmasa bari Emine'ye. 

Başka bir aşk geometrisi de Keriman'ın hapishaneden arkadaşı Nezahat ve Özkan arasında başlayacak sanmıştım, Nezahat'ın abla deme lazım olur, falan gibisinden konuşmalarından, Özkan ona "abla" dedikçe bozulmalarından. Gelgör ki, Özkan nişanlım deyip eve bir fotoğraf getirdiğinde en içten sevinen de Nezahat oldu, yani bu iş olmadı. Halbuki buradan da başka bir şenlik çıkar mı, çıkardı. Benden seyirci önerisi... - 1001 Tv

Paramparça Paramparça Paramparça Paramparça Paramparça

Paylaş

 

Tüm Paramparça Bilgileri