Uzunçorap 23.05.2016 Hayatımın Aşkı
Hayatımın Aşkı

Hayatımın Aşkı'nin ikinci bölümünde temel hikaye, kokusuyla geçmişten çıkıp gelen eski erkek arkadaş hikayesiydi ve eğlenceliydi. Gökçe'nin eski sevgilileriyle hikayeleri komik oluyor. Geçen bölümde de bu sahneler iyiydi. Her bölüm olmasa da sık sık ,eskilerden gelen biri şeklinde sürdürülse, hem keyifli hem de Gökçe'nin (Demir dışında da) bu konuda temel bir derdi olduğu ana fikri unutturulmamış olur.


Bu bölüm, Gökçe ve Demir sahneleri yeterince ya komik değildi, ya romantik değildi, ya da özel değildi. Bir şey eksikti. Heyecanlandırıcı bir şey, sürprizli bir şeyler..  Geçen bölüm bu bakımdan daha iyiydi. 
 
Bunun dışında küçük hikayelerde bir dağınıklık var gibi. Yonca'nın ve Hikmet'in falcı hikayesi bir yere varmadı. Gökçe ve Demir'in tekne olayı bir yere varmadı. Tekneye gitme  öncesi Kaan'ın spor yaptırma hikayesi bir yere varmadı. Gökçe'nin, Demir'in evine gidip boya badana dağınıklığı içinde kaderine terkedilen "klasik eseri" faciadan kurtardığı hadise bir yere varmadı. Yani bunlar kendi içinde komik olsaydı bir yere varmasa da olurdu ama yeterince komik olmadı demek ki. Sadece Gökçe'nin küvetteyken Demir'in görüverince iki saat titremesi epey komikti. 
 
Gökçe işleri kendi karıştırıyor. Kokusuna dayanamadığı eski erkek arkadaşını kalkıp iki saat yan yana oturacağı sinemaya davet ediyor. Demir'in annesinin odasında saklanırken kıpkırmızı elbiseyi yatağın üzerine fırlatıyor. Bir de Demir'le evlilik hayalleri kurmaktan işi gücü iyice serdi. Halbuki fikir bulma çabasını, o süreçleri görmek de keyifli. Diziyi zenginleştiriyor. Yani seyre tat veren sadece aşk meşk değil.


Gökçe bekarlık bakımından arkadaşları arasında nasıl ayrık otuysa, evde de ayrık otu. Diğer ev ahalisine ne beslenme tarzı ne giyinme tarzı uyuyor. İyi ki babası karşıda oturuyor. Hani bu baba yemek yapmaktan hiç anlamıyordu, karşı daireye de bu yüzden taşınmıştı? (Rezzan öyle demişti.) Gayet de dört dörtlük kahvaltı sofrası hazırlamış, üstelik de  sıradan bir günde. Sofrası gani ama adam tığ gibi. Gökçe iştah bakımından babasına çekme talihsizliğine uğramış. Gökçe'nin bu iştahı ve sürekli "Bende" demesi, bana "Aramızda Kalsın"ın eğlenceli Hüsne'sini hatırlattı. 

 
Demir'in çay bahçesinde gönlünü mektup yakan kıza kaptırması, önceki bölümdeki Demir portresiyle kıyaslanınca Gökçe'nin hayalleri kadar uçuk. İnternet devrindeyken, çay bahçelerinde masa masa dolaşıp  mektup yakarak erkek arkadaş arayan kız ise acaba bireysel olarak zamanın çevresinde dönüp dumanla iletişim kurma dönemlerine geri mi dönmüş.
 
Bu bölümde de çok hayal vardı. Ara sıra evet ama bu kadarı fazla. Bu kız bu kadar leylalıkla nasıl bunca yıl bu işte çalışabilmiş. İnandırıcı değil. 
 
Bu bölüm Gökçe'nin kız kıza arkadaş ortamı gösterilmedi. Halbuki geçen bölümdeki kızlar masası, boks maçı gibi, o ona, bu buna, eğlenceliydi. 
 
"Her yeni gün, yeni bir şans." Gökçe'nin mottosu buymuş. Güzel bir motto. 


Gizemli oğul Bartu biraz daha ortaya çıktı. Ses ve flu görüntü olarak. Hem annenin hem babanın yaka silktiği bu evlat için tuhaflık, absürtlük anlamında epey beklenti oluştu. Acaba nasıl bir karakter ortaya çıkacak ve tabii derdi kendine yeten, kendi ayağına takılıp düşen Gökçe'nin hayatını nasıl karıştıracak? Başka bir gizem de Kaan'ın Demir'i önceden nereden tanıdığı?

 
Dizide eleştirdiğim bazı şeylerin daha çok ilk bölüm sorunları olduğunu, zamanla büyük ölçüde çözebileceğini düşünüyorum. Ya da öyle olmasını umuyorum. 
 
Son olarak, Dizilerin tutulmasında şarkıların da etkisi oluyor malum. Hayatımın Aşkı'na da vurucu bir şarkı lazım. Mevcutlardan daha güçlü, dile dolanacak bir şarkı. Yani dinledikçe değil de duyar duymaz sevilecek. - 1001 Tv

Paylaş

Hayatımın Aşkı Yazıları


 

Tüm Hayatımın Aşkı Bilgileri