Emir'in ve Kübra'nın Yokluğunda

Işınla Bizi Scotty 17.04.2015 Şeref Meselesi
Şeref Meselesi

 Önceki yazıda, birkaç hafta öncesine kadar hiç izlememiş olduğum "Şeref Meselesi"nin, tesadüfen denk geldiğim on dakikada beni sarıp meraklandırdığından ve izlemeye böyle başladığımdan söz etmiştim. Sonraki haftaysa geriye doğru bir kaç bölüm daha izlemiştim ama bu bana yetmedi. Daha önce bir şekilde ilgimi çekmemiş olan dizi hızla bağımlılığa dönüştü ve mecburen 21. bölüm öncesi zorlu bir maratonla diziyi tamamlayıp heyecanla 21. bölümü beklemeye başladım. Ardından da hemen yazımı yazmayı planlıyordum. Ne var ki 21. bölüm pek çok açıdan hayal kırıklığıylıydı benim için. Yazı hevesim de kayboldu, dolayısıyla bugüne kadar ertelendi.

Yeni bir karakterin girdiği ve çok önemli başka bir karakterin ayrıldığı 21. bölümün tamamı (Basında, günlerdir nedenleri hakkında yazılıp çizildiği için duymayan kalmamıştır herhalde..) Sibel'in bölüm sonundaki ölümü üzerine kurgulanmış gibiydi. Önceki bölümlerden bu bölüme taşınan bazı sahneler ve karakterler arasındaki ilişkiler çok yüzeysel olarak geçiştirilip hızla Sibel'in çok uzun ve dramatik vedasına yolculuğa başladık.

 Bölümle ilgili en büyük sorunların neler olduğuna geçmeden, burada Yasemin Allen ve Kerem Bürsin arasındaki sahnenin gerçekten iyi oynanmış, etkili bir sahne olduğunu söylemek için ara vermek istiyorum. Öyle ki her iki oyuncunun da ama özellikle Yasemin Allen'ın en iyi sahnelerinden biriydi.

Bu dizinin en güçlü yönü adalet, sadakat, bağlılık, aile, kardeşlik ve dostluk gibi kavramları derinlemesine tartışıyor olmasının yanı sıra, (elbette dönem dönem bazı sorunlar olsa da) üst düzey oyunculuklar ve ince ince işlenen karakterler. Televizyon dizilerinde görmeye alışık olduğumuzun çok üzerinde performanslar ve oyuncuların becerilerini rahatça sergileyebilecekleri derin, şaşırtıcı, etkili ve özgün bir dille yazılmış sahneler izliyoruz her bölüm. Ana karakterler arasındaki yüzleşme sahneleri zaman zaman o kadar güçlü yazılıyor, oynanıyor ve çekiliyor ki bu sahnelerde sadece yüzleşen karakterler değil, izleyicinin onları algılama yönü de değişim geçiriyor. Hem karakterler birbirlerini hem de izleyici onları yepyeni bir ışık altında görüyor ve bakış açısını sorguluyor. ( Yiğit-Emir sahneleri bu konuya en iyi örnek.)

Bu diziyle ilgili sosyal medyada çok rastladığım eleştirilerden biri karakterlerin tutarsızlığı, savrukluğu ve değişkenliği üzerineydi. Televizyon izleyicisi, rahatını karmaşık, gelgitleri ve grileri olan karakterleri çözmeye ve anlamaya çalışarak bozmak istemiyor. Bundan dolayıdır ki yıllar boyunca pek çok dizide, ilginç olabilecek karmaşık karakterlerin, izleyicinin kabullenememesi yüzünden apartopar ya siyah ya beyaz bir kalıba sokuluverildiğine çok tanık olduk.

"Şeref Meselesi" bu fedakarlığı yapmayarak (ya da bir uyarlama olduğu için yapamayarak) risk aldı bir anlamda. İzleyicinin rahatını bir miktar kaçırsa ve yadırgansa da çok da etikeliyici sahnelere, karakter keşiflerine ve az önce de değindiğim gibi oyuncu performanslarına sahne oldu. Bu, ustalıkla sergilenen performansların başında da Şükrü Özyıldız'ın "Emir"i geliyor.

"Şeref Meselesi" oyuncularının hiçbirini daha önce başka bir projede izlemediğimden, oyuncuların yeni bir karakter yaratmadaki maharetleri konusunda bir şey söyleyemeyeceğim ama burada neler yapabildiklerine bakarak belirtmeliyim ki Şükrü Özyıldız çok yetenekli ve yetkin bir oyuncu. Emir karakerini öyle derin, incelikli ve katmanlı işliyor ki karakterin kılcal damarlarını bile hissedebiliyoruz. Ayrıca zaman zaman rol arkadaşlarında görülebilen bir sorunu da hiç yaşamıyor Özyıldız; Emir'i asla bırakmıyor, karakterinden bir an bile uzaklaşmıyor. Emir'in muhtemelen yazılmamış, planlanmamış hislerini ve düşüncelerini kanlı canlı gösteriyor bize ekranda. Hatta karakterini, hikayede ona biçilmiş olan görevin-sınırların dışına çıkmaya zorluyor. Bu da izleyiciyi diğer karakterlerden çok daha fazla Emir'e yaklaştırıyor. Performansın gücünden dolayı, hikayenin ağırlık merkezi ve izleyicinin durduğu/durması gereken yer de değişiyor.

Benzer şekilde yine Kübra'ya kanlı canlı bir şekilde hayat veren Burcu Biricik de, özellikle duygusal olarak zor sahnelerde izleyici allak bullak edecek, sarsacak performanslar ortaya koyuyor çoğu zaman. Bu iki oyuncunun, özellikle de ortak sahneleri asla konsantrasyonu kaybolmayan, kurulan dünyanın dışına hiç çıkmadığınız, sinema tadında çok güçlü sahneler oluyor.

Bu nedenle, son bölümde Emir ve Kübra'nın, (21. bölümden söz ediyorken verdiğimiz arayı da sonlandıralım) yeni karakter Seyhan'ın gelişi ve Sibel'in uzun vedasıyla geri plana atılması; etkisiz, silik yan karakterler olarak kalmaları, ikili sahnelerinin bile yüzeysel geçiştirilivermesi dizinin dengesini bozmasına, ağırlığını katbetmesine neden oldu.

"Şeref Meselesi"nin yeni ama çok da meraklı bir takipçisi olarak bölüm boyunca ilgimi zor tuttuğumu fark ettim. Diziye bu bölümde, Nihat'ın kardeşi olarak dahil olan Seyhan'ın bir süre daha kalacak gibi göründüğüne bakarsak bu denge bozukluğu ve açık söyleyelim, sıkıcılık sürecek gibi görünüyor. 'Seyhan' ne kadar uzun bir planlama ve çalışamayla oluşturuldu bilemiyorum ama yazının başında söz ettiğim karmaşık ve derin karakterlerden biri olmaktan çok uzak görünüyor. Kastettiğim, oyuncu performansı da değil, bir mafya parodisi misali sahnelerle ve dizinin dokusundan çok uzakta, asla kaynaşmayan, bir fanteziden öteye geçmeyen, ayakları yere basmayan bir karakter için ne yapılabilir zaten bilemiyorum.

Nihat'ın ölümüyle oluşan, zaman zaman Emir-Yiğit / polis-mafya arasındaki heyecanlı kedi fare oyunuyla gideriliyor gibi olsa da hikayenin mafya ayağında kapatılamayan boşluğu doldurmaktan çok uzak 'Seyhan' gerilimi. Nihat'ı onlarca polisin içinde, tereyağından kıl çeker gibi ele geçiren ve defalarca polisin elinden maharetle kurtulan Yiğit'in, Seyhan'ın karşında bu kadar beceriksiz ve şaşkın bir adama dönüşüvermesi inandırıcılıktan çok uzak. 

Bu dizinin genel olarak en büyük sorunu, süre uzunluğundan kaynaklanan, özellikle mafya/polis ayağının gerektirdiği temponun bir türlü yakalanamayışı (18. bölümdeki yurt dışına kaçırılan 6 milyon dolar oparasyonu bu konuda başarılı bir örnekti, dizinin bu tempoda daha çok sahneye ihtiyacı var). Çok hızlı, heyecanlı ve seri bir şekilde akması gereken olaylar o kadar yavaş ilerliyor ki, heyecan ve merak unsuru buharlaşıyor.

Seyhan sahnelerinin uzunluğu ve yavaşlığı, işi iyice içinden çıkılmaz bir hale getirmiş. Zaten yeterince derinleştirilmemiş, "psikopat" olduğunun sürekli söylenmesi dışında, hemen hiçbir özelliği olmayan bir karakter için çok fazla zaman harcanmış.

Değinmeden edemeyeceğim; bu dizi sayesinde öğrendik, mafya bir bardak suyu bile slooow-motiooon içiyor ama Seyhan'ın göründüğü her karedeki ağır çekimin bu aşırı kullanımı, sinir bozucu müzik, ilk bölümden beri özenle ve incelikle kurulmuş atmosferi dağatmaktan ve izleyiciyi hikayeden koparmaktan başka bir şeye yaramıyor ne yazık ki.

"Şeref Meselesi"nin bu sezon sonunda biteceği konuşuluyor. Bu tür bir dizi için çok uzun ulan süresi (2 saat 25 dakika) ve izleyicinin konforunu zorlayan karakterler ve ilişkileri nedeniyle geniş bir izleyiciye ulaşamadığı ortada. Bir yandan hem yine karakterlerin yolculuğu hem de hikayenin mafya/polis ayağında daha işlenmesi gereken ve hızla kapanamayacak çok konu olduğu için iki ayda nasıl sonlanacağını düşünemiyorum doğrusu. Eğer önceden planlanmamış, hızlı bir final yapılırsa çok yazık olacak, televizyon dizileri arasında özel bir yer edinme olasılığı da çöpe atılacak. Eğer dizinin şu anki hikayesiyle önümüzdeki sezona uzama imkanı yoksa "Şeref Meselesi- Emir'in Yolu" şeklinde bir devamını düşünülür müydü ki?

Şeref Meselesi Şeref Meselesi Şeref Meselesi Şeref Meselesi

Paylaş

 

Tüm Şeref Meselesi Bilgileri