Uzunçorap 13.11.2015 Kiralık Aşk
Kiralık Aşk


Başta Külkedimizin sandık ama hikâye büyüyüp serpildikçe anladık ki, bu hikâye aslında Külkedisi'nin değil, Prens Charming'in hikayesiymiş: 

Ömer'in geçmişi, Ömer'in duvarları, Ömer'in yalnızlığı, Ömer'in bağımsızlığı, başarısı, Defne'si,  Şükrü'sü,  Sadri Usta'sı, küs dedesi, yengesi, amcası, kuzeni, İzi, yıldızı, dehası, tasarımları, evi, gizli odası, her güne özel kahvaltısı, sebze suyu, pazı sarması, kırmızı biberli çikolatası, kimse bilmez fıstık ezmesi, ensesi, şiirli italyancası, kayıp başucu kitapları, sihirli müzikleri, sporu, lise basketi, dayandığı golfü, güncel küreği... 
Sevmedik mi, sevdik. Halâ da seviyoruz. 
 
 
BİLAHARE...
 
Neden sevdik diye, iki yazı evvel "Defne'yi sevmesi" dedikten sonra bilahare demiştik, işte "Defne'yi sevmesi"ne birkaç ek: 
O peluş ayıcık hissi veren mi dense, ne dense, vurdu mu deviren ses tonu: "Döfnö gütmö, kol bu göcö" 
O tonu vurgulaması (Notaya bir şeye  döküp şifresini çözmeli).  Anlamca: Aşk tutku sıcak derin, vurgusu "Umurumda değil" şeklinde pervasız, aldırmaz, serin. Efelenme dense... Değil de... "İstersen her an arkamı dönüp de gidebilirim, seninim evet ama tam senin de değilim, olmayabilirim..." Anlamla ifade arası yüz seksen tane boncuk derece içeren iki kutuplu, gerilimli bir hâl: Ne gidebilirsin, ne kalabilirsin, ne bekliyorsun o da belli değil türünden kalbin ağzında, her an tetikte bırakan çekici bir manyetik alan... Ne diyelim, kapıldık gidiyoruz bahtımızın rüzgârına. Rüzgâr demişken...
O yürürken savrulan ceketler, ne oluyor efendim? "Alt tarafı yürümek, ne bu rüzgâr," demiyor, yürüyor işte adam. Lütfen. Öyle de bir yürüyor ki, orayı burayı kaplıyor, "İstersen yer açma, ben ve rüzgârım geliyoruz, geliyorum" diyor. 
Başka başka.. Sinirlense de ağzını bozmaz, küfür etmez, sabrını korur hali, alt dudağa sınır çekme hareketi, yana bakma, tatlı gülme, kısa cümlelerle çok şey söyleme, zarif imalar... Enstrümanları say say bitmez bir senfoni.. 
Passionis çatırdağından beri, en başlardaki muzip, ayakları kanatlanmış, kendisi çiçek açmış kiraz ağacı enerjili Ömer, durgun yorgun savaşçı pest tondan bir Ömer İplikçi oldu, gam mı? No: "Ömer işte..."
O da önce saymıştı Defneyi, Şükrü'ye, "O saçmalamaları, heyecanlanmaları, tatlı tatlı konuşmaları" bir şeyler bir şeyler... diye. Sonra İz sorunca "Ne var bu Defne'de?" diye, aşk önce dile vururmuş, derine inince de sustururmuş hesabı düşünmüş düşünmüş "Defne işte..." demişti... O hesap... 
 
Bir tek aşk konusunu yavaş kavrıyor, o da kimbilir, belki mizaçtan, belki tecrübesizlikten. Patron-asistan konusundaki mantıkta haklıydı. O da Ömer'in çelişkisi, yan çizmesi. Bahsi geçen patron "Sinan" olunca, iş yerinde bu tip ilişkilere sıcak bakmıyoruz, kendimiz olunca, kimseden saklayacak bir şeyimiz yok. Tabii tabii. Run Ömer Run.
 
Defne'nin bir başka iyi huyu da kin tutmaması, barışçıl, uyumlu olması. Adalet güzel şey ama  barış da güzel şeymiş.   

Neticede, buraya kadarki hikâyede Defne'nin haklı noktaları olsa da gelgitleri yorucu oldu. Ayrıca kendini korumaya çalışırken, "Önce ben sonra Ömer," dedi, uzun süre. Ömer ne zaman Defne'nin zaten bildiği şeyleri sayıp döktüğünde hak verip "Doğru" dese de, ilk tökezde bunları unutup kendini yine kıskançlıklara vs.ye kaptırdı. Mantığına ya da duygularına kaptırsa ikisinin de yolu Ömer'e çıkacak ama öyle de yapmadı uzun süre. Gelgit'in bile bir tutarlığı olmalı.
 
En azından bir süre tutarlı davranabilse iyi olacak, işte o zaman Defne de sevmelere doyulmayacak.  
IZZY COME IZZY GO ??

İz'e uydurup "aniden gelir, aniden gider..." diyelim.
 
O tüfek gösterildiyse o boş tarihli bilet verildiyse... O yolculuk yapılacak. Yapılacak sanırız da...
Gösterilmesine rağmen bekleye durduğumuz şeyler de var, acep bağlanır mı bir yerlere... Mesela Ömer'le Ekmekarası'nın karşılaşması, Ömer'in Defne'ye eziyet ettiği, finalde bardak kırdırdığı bölümde. 
Ya da Neriman Defne'lere Ömer'in dedesini getirecekti hani, ne oldu? (Ömer'in dedesi ile Defne'nin annanesi de bir başka ilk görüşte aşk olur mu... üçlü dörtlü düğünler...)
 
İz'in Ömer'e "Tarih yok, ne zaman istersen gel, ben beklerim, ya da yanında istersen, gel dersen gelirim," demesi dokunaklıydı. Galiba bu kez gelişi bileti gibi tarihsiz, bir daha gitmemek üzere olacak, hayatının bütün sonrasında bir tek Ömer olsun diye.
 
İz'le Ömer arasındaki elektrik güzeldi aslında, birbirlerine yakışıyorlardı da. Bir de flashbackle anılarını kısa da olsa canlandırsalardı, Ömer ve Sinan'ın ilişki geçmişini verdikleri gibi. Sanki "eski" İz ve Ömer onca söze rağmen, tam hissedilmedi, bir şeyler eksik kaldı. 
 
İz belki de  "Biz İz ve Ömer'iz" demek yerine "Ömer'in iziyim" deseydi, erkeğin kalbine giden yolun midesinden de geçtiğini gördüğümüz bu hikâyede ataerkil bir gol atmış olurdu.
 
Bir de İz'in minik tatlı sesiyle "çav çav", "hello" selamları tatlıydı, uçucu, havai, dinamik bir enerjisi vardı. Ayrıca kartlarını açık oynuyor, açık sözlü, kibâr. Rakibine karşı tutumu da düşmanca değil, onlar da hoş. 
 
Bu dizinin kadınları hep azimli, kararlı, aktif, güçlü cinsten. Nerimanı, Sudesi, Yasemini, İzi, Defne'nin annanesi Türkân, hatta Nihan ve kedicik Defne bile. 
 
İz Ömer'e seni Marsilyaya götüreceğim dedi, anlaşılan bunu da yapacak işte. Neriman da dediğini yapacak, belki Sude de. Bu yolda türlü çaba, zahmet, hatta elde ettiklerinde de kısa süre sonra kaybedecekler belki, ama en azından bir süreliğine başarmış gibi... - 1001 Tv

Paylaş

 

Tüm Kiralık Aşk Bilgileri