Aklıma Takılan Sorular

Işınla Bizi Scotty 6.04.2015 Şeref Meselesi
Şeref Meselesi

 Dizilerin süreleri 2 saati geçmeye ve yayın süreleri de 3.5 saati bulmaya başladığından beri çok seçici oldum. Hatta dizinin bir şekilde beni yakalamasını, ilgimi çekmesini bekliyorum izlemeye başlamak için. Başı ve sonu, hikaye gelişimi olan bütün bir sinema filminden bile daha uzun olan bir bölümde genellikle pek bir gelişme  olmadığından, eğer bir dizi beni on dakikada cezbediyorsa, o diziye gerçekten şans verebiliyorum.

"Şeref Meselesi"yle de bunu yaşadım. Bir işle uğraşıyorken denk geldim ve on dakika içinde beni sardı. Bölümün kalanını izlemekle yetinmedim, bittiğinde başından tekrar başladım ve önceki üç dört bölümünü de (küçük ileri alma hileleriyle de olsa) izledim. Bu hafta, yeni bölümünü de merakla, televizyonun karşısına oturarak bekledim. Şu an itibarıyla yirmi bölümünü tamamlamış olan dizinin çömez bir izleyicisi olarak son bölümle ilgili kafamda bazı sorular taşıyorum.

 1) Sayın savcım Emir Kılıç, yürütülen çok gizli soruşturmanın gizli tanıklarıyla neden hep açık havada, deniz kıyısında, uluorta yerlerde buluşuyor? Neden bu buluşmalar kuytularda ya da makam aracının içinde yapılmıyor? Sayın savcım ve muhbirin buluşma amaçları hoşça vakit geçirmek değil de çok gizli bilgilerin alışverişi olduğuna göre biraz daha korunaklı davranmaları gerekmez mi? Emir, korumayla gezdiğine, daha önce saldırıya uğradığına ve takip edilebileceğini bildiğine göre nasıl olsa fotoğraflarımız çekilecek bari manzara güzel olsun diye mi düşünüyor?

2) Söz, sayın savcım Emir Kılıç'tan açılmışken; paltosu, ceketleri, gömlekleri vs. neden kendisine bu kadar büyük geliyor, seneye terfi edince de giyebilsin diye mi? Ayrıca göz morartmaktan, ayna parçalamaktan ve gül dikeni batığından paramparça olmuş sağ elini nasıl hâlâ rahatça kullanabiliyor?

 3) Eğer gerçekten bir sağlık sorunu varsa kendisinden özür dileyerek sormak istiyorum: Yasemin Allen sürekli üşüyor mu? Bu durumu ilk fark ettiğimde umutsuz vaka Sibel ve sert adam Yiğit Kılıç dışarıda, sokakta konuşuyorlardı. Yasemin Allen'ın konuşurken dişleri birbirine vuruyor, sesi sürekli içine kaçıyor, söyledikleri kesik kesik duyuluyordu. Ben de oyuncuların soğukta, zor şartlar altında çalıştığını düşünüp "Niye ısıtıcı vs kullanmıyorlar? Donuyor insanlar!" diye söylenmiştim kendi kendime. Sonraki sahnelerde fark ettim ki iç mekan çekimlerinde, evde, pastanede her yerde ve sürekli üşüyor gibi görünüyor. Onu izlerken ben titriyorum.

 4) Sibel ve Yiğit sahnelerini izlemek ekstra bir konsantrasyon gerektiyor çünkü sürekli ne söylediklerini anlamaya çalışıyorsunuz. Bölümün neredeyse tamamında şu soru vardı aklımda: "Yiğit konuşurken neden böyle zorlanıyor?" (Bu konu çok konuşuldu, hatta bayatladı ama yirmi bölümden sonra hâlâ orada duruyor.) Kerem Bürsin'in neden aksanlı konuştuğu, ve bu konuda çok aşama kaydettiği bilinen konular. Diziyi izlerken de gösterdiği çabayı fark ediyor ve hatta takdir de ediyosunuz fakat kendinizi Yiğit'i değil de Kerem Bürsin'i düşünürken buluyorsunuz. Sonra şu soru takılıyor akla: "Kerem Bürsim tamam ama Yiğit neden böyle tuhaf konuşuyor?"

Bunlar ve benzeri, pek çok çömezce soru...

Dizinin beni en cezbeden kısmı, konudan kopuk yan hikayelerle izleyiciyi hiç yormayışı, her küçük detayın domino etkisi misali pek çok olayı tetiklemesi ve hikayenin ana çizgisinden hiç uzaklaşılmaması. Bu durum, eğer aslına birebir sadık kalınan bir uyarlama oluşundan kaynaklanıyorsa bile, iki buçuk saate yakın bir sürede bunu sağlayabilmek büyük bir başarı. Yine de "bütün bu bölüm 145 dakikaya değil de bir saate sıkışsa nasıl hızlı, hareketli ve heyecanlı bir dizi izliyor olurdum." diye düşünmeden edemiyor insan.

Paylaş

 

Tüm Şeref Meselesi Bilgileri