İstanbullu Gelin replikleri - 62. bölüm

1001 Dizi 21.11.2018 İstanbullu Gelin
İstanbullu Gelin

Süreyya - Çok üzgünüm. Hala, kapı açıktı. Ben bu kadar mahreminize gireceğimi hiç düşünemedim. Özür dilerim.
Ülfet - Bana deli gibi bakmıyorsun.
Süreyya - Yaralarınızı görmüş gibi bakıyorum.
Ülfet - Gördüklerini unutamaz mısın?
Süreyya - Konuşmak ister misiniz?
Ülfet - Nasıl ki annelik yaşamadan anlaşılamazsa, bu da konuşarak anlatılacak bir şey değil.
Süreyya - Ben de çocuğumu kaybettim. Şimdi Yaz var. O benim hayatım. Neyse ki var ama hiçbir zaman içimdeki o boşluk gitmeyecek, biliyorum. Hep merak edeceğim; acaba büyüseydi, yaşabilseydi nasıl biri olacaktı diye. O, şansını kardeşine devretti ama içimdeki boşluk hiçbir zaman kapanmayacak, biliyorum ben. 
Ülfet - Ben on beş yıl uğraştım ona hamile kalabilmek için. 

 

İstanbullu Gelin replikleri

Süreyya - Hala, hayatta herkesin birine ihtiyacı vardır. Yedi milyar insandan fazlayız bu dünyada. Neden? Çünkü birbirimize ihtiyacımız var. İnsan tek başına yapabilen bir varlık değil ki? Sizin aşağıda koskocaman bir aileniz var.
Ülfet - Onlar ancak benim acımla bayram ederler.
Süreyya - Yanlış düşünüyorsunuz bence. Siz hiç kendi acınızı onlara göstermeye çalıştınız mı? Hiç sizi görmelerine izin verdiniz mi, hala? Siz ne sanıyorsunuz? Biz aşağıda bu kadar zor günler yaşarken her şey çok mu güzeldi, hiç mi kavga etmedik, hiç mi birbirimizi kırmadık, hiç mi üzülmedik, hiç mi ağlamadık? Hele benle annem... Ama aile biraz böyle bir şey işte. Aile affedebilmekten geçiyor. Yeter ki sen özür dilemekten gocunma. İlk adımı ben atmayacağım diye inatlaşma. Sen kendini affedersen, herkes seni affeder. Sen yaranı gösterirsen, inan bana, ilk onlar saracaktır senin yaralarını. Benim bildiğim ailede kavgalar bir gözyaşıyla biter. Seni görmelerine izin ver... Yaz olmasaydı böyle bir duyguyla nasıl başa çıkabilirdim, bilmiyorum; ama hala, bildiğim bir şey var ki bu denli büyük bir yangını içinde tutmamak gerekiyor

 

 

İstanbullu Gelin replikleri

Esma - Garip, biz konaktan taşınırken ben sana laf olsun diye söylemedim. O konak benim hayatım. Yani ayaklarım beni tek bildikleri yere götürdü. O gün benim içimde bir bardak taştı ve o sel beni önüne kattı, götürdü. Başkası için bir taş bina orası; anlatsam, anlamaz ki... Ama sana anlatmama bile gerek yok değil mi? Anılarım, köklerim... Benim kalbimin her zaman bir parçası orada atacak, Garip. Hâlâ ben her sabah "ben neredeyim" diye uyanıyorum. Tam olarak bu! Konağın dışında ben nerede olduğumu bilmiyorum, Garip.
Garip - Ben de yıllarca nerede olduğumu bilmiyordum ama hayat... Sen nereye yürüdüğünü göremesen de, kalbin seni olması gereken yere götürüyor.

 

İstanbullu Gelin replikleri

Faruk - Sen Adem'le Ülfet'i öğrendiğinde, neden bana daha önce haber vermedin?
Fikret - Kolay olmuyor, abi. İnsanın, hele ki abisine "Sen başından beri haklıymışsın" demesi çok kolay olmuyor. Başından beri süzme salak yerine konan benmişim demek. Bilmiyorum... Kendim halledebilirim... Kendim halletmek istedim. Belki bir açıklarını bulurum, dedim. Belki köşesinden, böyle bir kahramanlığa da iliştiririm, dedim ama olmadı. Önüme bu kadar büyük bir bomba düşeceğini tahmin edemedim.
Faruk - Süzme salak? Bazen. Öngörülemez? Yani... Ara sıra baş belası?
Fikret - Tabi ki.
Faruk - Ama biz senin hiçbir zaman yetersiz olduğunu düşünmedik.
Fikret - Özür dilerim, çok özür dilerim. Her şey için özür dilerim.
Faruk - Şu hayat denen maratonda sen her zaman benim yanı başımda koşan olacaksın, tamam mı? Çok üzgünüm; ne senden bana ne de benden sana kurtuluş yok.

 

İstanbullu Gelin replikleri

Ülfet - Sahne senin. Zaferinin tadını çıkar.
Esma - Senden farklı hissetmiyorum ki... İkimiz de köprüden düştük, Ülfet. Şimdi bakınca 'Değdi mi o kadar inada?' diyorum. Niyetim asla senin böyle bir hayatı yaşamanı sağlamak değildi. Bilseydim...
Ülfet - Ne yapıyorsunuz? Bu kadını daha da nasıl ezeriz diye düşünüyorsunuz? Katilim ben! Bu neyin anlayışı?
Esma - Bak, ben abine ne kadar ihanet ettiysem sen de o kadar katilsin. Bazen gerçekten elden bir şey gelmiyor. Ben sadece şanslıydım. Aşık olmasam da sevdim abini. Her zaman el üzerinde tutuldum; ama onun ihanetini öğrendiğimde, çoktan ölmüş olmasına rağmen yine çok öfkelendim. Mezarına gittim, hesap sordum, onu içimde bir daha öldürdüm. İnsanın bütün emeklerinin boşa çıkması, bütün fedakarlıklarının boşa çıkması... Bu baş edilebilir bir şey değil. Ben çocuklarımla da yaşadım bunu; kendimi kaybettim. Onun için seni yargılamak benim haddim değil.
Ülfet - Benim yargıcım bana yetiyor. Haklısın.
Esma - Ben sadece çok üzüldüğümü, eğer istersen, senin yanında olduğumu söylemeye geldim.
Ülfet - Bu kadar kolay mıydı? İki kelimeyle aşılacak yolu mu yürüdük bunca yıldır, diyorsun?
Esma - Neydi zor olan, bir düşünsene! Aklın ezberinden başka neydi? Geç de olsa öğrendim ki kalpten kalbe konuşmak lazım. Sihirli kelimelerden korkmamak lazım.
Ülfet - Özür dilerim.
Esma - Özür dilerim.

 

 

İstanbullu Gelin

Ülfet - Aslolan insanın başkalarını değil, kendini inandırması. Ben bu vicdan yüküyle yaşayamıyordum; aynaya bakabilmek istedim. Zannetmiştim ki herkes beni kabul ederse ben de ederim. Geç ve acı bir yolla da olsa öğrendim ki formül tam tersiymiş. Bu da benim size veda hediyem olsun... Güzel bir hanım bana şöyle demişti: Eğer siz kendinizi affederseniz, herkes sizi affeder. Dilerim haklıdır.

 

İstanbullu Gelin

Adem - Hakikaten insan ismiyle müsemma bir canlı; gerçekten çok garip bir insansınız, Garip Bey. Hakikaten!
Garip - Sen kendi isminin anlamını yaşayabiliyor musun? Yani 'mutlak adem' var olmayan yokluk demektir. 'Mümkin adem' mevcut olmayan ama var olan yokluk demektir.
Adem - Mavi ekran verdim şu an.
Garip - Yani diyorum ki: Sen hangisini yaşamak istiyorsun? Var olmayı mı, yok olmayı mı?
...
Garip - Yaşam öyle yürümüyor. Üstelik ne kadar sert olursan o kadar kırılgan oluyorsun. Bence sen de esne biraz.

 

İstanbullu Gelin

Adem - Ben bir sonuca ulaşamamaktan çok yoruldum. Kaleyi aldım ama savaşı kaybettik, bir biçimde. Hedefinde kaybolmuş bir şaşkınım ben. Ve size beyaz bayrak göstermeye hiç yüzüm yok. Sizi yukarıda, odada gördüğüm günden beri aklımda şu soru var: Bir gün eğer benim de ihtiyacım olursa, böyle bir durumda, ayaklarım beni nereye götürür? Ben bu soruya çocuğum için bir cevap verebilmeliyim ki o da böyle güzel bir bahçede kök salsın. "Kendimle birlikte sizi de sürüklediğim için çok özür dilerim." desem de nafile...


Paylaş

Yorum yapın

 

Tüm İstanbullu Gelin Bilgileri