Vuslat, Ariflerin Satrancı ve sezon finali

Uzunçorap 4.5.2019 Vuslat
Vuslat

Vuslat bu pazartesi 17. bölümüyle ekrana gelecek ve mayıs sonunda da sezon finali yapması bekleniyor. Başladığından son yayınlanan bölüme kadar diziyi kaçırmadan izledim. Öncelikle dizinin kurgusunu "fikir" olarak çok beğendim. Seyirciler olarak bir yandan dizinin baş karaketeri "Aziz"in başına gelen olayları üç boyutlu olarak, et kemik dünyasında kanlı canlı izlerken, diğer yandan görünmeyen manevi dünyasının izdüşümünü, olgunlaşma sürecini, Ariflerin Satrancı oyununda "Yolcu"nun seyri olarak izliyoruz. Aslında daha doğrusu, bu yolculuğun izdüşümünü, Aziz'in madde aleminde, fiziksel dünyada izliyoruz. Fikir harika. Fakat dizinin bölümleri ilerledikçe şahsen istediğim enerjiyi, bu iki paralel akış arasında beklediğim yoğunluğu bulamadım. Dizide yolcunun manevi seyrinin de diğer süreç kadar ağır basacağını ummuştum. Ayrıca "Ariflerin Satrancı" nedir, satranç tahtasında ifade edilmiş bu manevi yolculuk neleri kapsar, yolcu ne yapabilir, bu konuda daha fazla bilgi sunulacağını ummuştum. Beklediğim gibi olmadı. Bölümlerde Satranc-ı Urefa ya da diğer değişle Ariflerin Satrancı denilen oyuna ayrılan bölüm çok ama çok kısa. Genelde Salih Baba'nın antika dükkanında, bazen de Çakal Necmi'nin ya da Salih Baba'nın değişiyle Çakal Fani'nin çay ocağında bir masa etrafında toplanılıyor. Ortaya Satranç levhası / tahtası yayılıyor. Burada bir parantez açmak istiyorum: Dizide satranç tahtası az görülüyor. Aslında bu tahta çok daha detaylı ve şiirsel bir görsellikle seyirciye sunulabilir. Mümkünse renkli olarak; ve hatta çarkıfeleğin işaret ettiği haneye animasyon verilebilir. Diyelim ki, yolcu tahtada "Deniz" hanesine geldi. Burada denizin görsel ve ses olarak canlandırması tahta üzerinde yapılabilir. Maliyeti arttırır ama yapımcının acaba yayından kalkar mıyız, fazla açılmayalım şeklinde çok temkinli gitmesine gerek var mı bilmiyorum. Dizi Trt'ye yapılıyor, özel kanallardaki kadar reyting baskısı olduğunu zannetmiyorum. Özetle, bu satranç levhası bize çok daha kanlı canlı, üç boyutlu canlandırılabilir. Burada parantezi kapatıp, devam ediyorum. Salih Baba çarkıfeleği ya da diğer değişle fırıldağı çeviriyor. Fırıldak bir sayıyı ön yüzünde gösterecek şekilde yere düşüyor. Salih baba satranç taşını yani "Yolcu"yu daha önce kaldığı yerden o sayı kadar ilerletiyor. Gelen hanedeki kelimeyi okuyup sonra etraftakilere bir paragraf kadar bu kelimenin anlamını anlatıyor. Bu oldukça genel bir açıklama oluyor. Yani Aziz'in yaşadığı olaylarla çok ilişkilendirilmiyor, çok örtüşmüyor.  

 
Dizide bu oyun hakkında fazla bilgi edinemediğimi nihayet kabul edip internette daha detaylı bir araştırmaya giriştim. Gelen sonuçları sırayla okumaya başladım. Şimdilik en detaylı açıklamayı 25 Ocak 2015 tarihli, http://alihasar.blogspot.com/2015/01/ariflerin-satranci-satranci-urefa.html sayfasında buldum. Birkaç haftadır sayfa tarayıcımda sürekli açık, azar azar okuyorum fırsat buldukça. Buradaki görsele göre, tahtadaki yolculuk en soldaki 1. kutudan başlıyor. Yani çarkıfelek çevriliyor ve oyuncu 1. kutudan saymaya başlıyor. Her bir satır (10) kutu. (11.) kutu en sağda. Böylece satır atlanmadan sürekli yukarıya doğru bir tırmanış var. İlk onluk kutuda düşme riski yok, yolcunun mükellefiyeti de yok buradaki bilgiye göre. İkinci onluk satırda oyuncunun yani yolcunun düşme riski başlıyor. 11.kutuda bu risk. "Edebi Az" kutusunu "yurt edinen" yani ilerlemesine devam etmeyip orada kalan "Yolcu" 9. kutuya, "Kötü Fiiler" durumuna düşüyor, yani ilk onluk satıra geri geliyor. Tövbe edip, tekrar yolculuğuna başlaması gerekiyor. Anladığım kadarıyla "yol"a çıkmış birinin geri dönmesi, satranç tahtasını yani yolu bırakması söz konusu değil. Düştüğü yerden çabasına tekrar başlıyor. Bu arada "Edebi Az" kavramı için Facebook'taki "Sufiname" sayfasında "edep" kelimesiyle ilişkili olarak, "kendini kamil, başkalarını noksan görme" şeklinde bir açıklamaya rastladım. Bu tahtadaki en düşündürücü yerlerden biri de 101. kutuya yani "Visal-i Hak"a (1) adımı kalmış yolcunun geldiği 100.kutunun bütün emeklerini ziyan edip yolcuyu ilk onluk basamağa düşürmesi. 91. kutudaki "Arzu" da aynı düşüşü yapıyor. Yolcu ilk onluk basamaktaki 10. haneye / kutuya, "Mihnet" kutusuna düşüyor. Gurur girdabına kapılan, yoluna devam edemeyip bir müddet sonra ilk basamağa yani dibe kadar düşüyor, sonrasında sıkıntı çekiyor. Bu satranç tahtasını anlamak ve faydalanmak için, her bir kutudaki tüm kavramların manasını, muhteviyatını detaylı öğrenmek lazım.  

 

 

Sözümün başına dönersem, yayınlanan tüm bölümleri son bölüme kadar tam izledim. Bu arada başta da dediğim gibi, iki paralel akışın bu metaforik - manevi kısmında beklediğim kadar yoğunluk bulamasam da, karakterleri, karakterlerin arasındaki ilişkileri, örneğin Salih Baba ile Abdullah Efendi arasındaki sözsüz anlaşmaları, Salih Baba'nın herkesi bağrına basmasını, Kerem'in Fırat'a duyduğu dışarıdan anlaşılmaz düşkünlüğü, Feride'nin üvey annesine karşı bitmek bilmez hoşgörüsünü ama ezilmeyişini, kardeşlerine bağlılığını, Aziz ve Feride arasındaki yavaştan ilerleyen gönül anlaşmasını, Tahsin'in Kerem'i oğlu olarak tamamen kabul etmiş olmasını, Yalçın'ın aile baskısına rağmen Feride'ye kardeşi gözüyle bakmasını, Faik'in Feride'yi Hasibe'ye ezdirmemesini, Aneta'nın Fırat'a kol kanat germesini, Aziz'in Kerem'i anlamasını, antikacı dükkanında kurulan muhabbet sofralarını, çay kahve ikramlarını, Aneta'nın börek getirmelerini, sonra mekanları, atmosferleri, Salih Babanın antikacı dükkanını, bu dükkanın da içinde bulunduğu Feride'lerin mahallesini, parklarını, evlerini, yeni evlerindeki minik avluyu, Tahsinlerin konakvari büyük evlerini, manzarasını, Yalçın'ın ofisini, ofisin mavi sarı loş ışığını, Altan'ın evinin önündeki çardağı (bu ev Karadayı'da bir ara Mahir'in tuttuğu ev galiba, aynı o ev. Karadayı'nın da Feridesi vardı, bak benzerlik. Güzel aşk, güzel diziydi. ) gerek Feridelerin evlerinin, gerek antikacı dükkanının, gerekse Tahsinlerin evinin dekorasyonunu, dizinin görselliğini, müziklerini beğendim, ısındım, benimsedim. Dizinin akıcılığı da iyi. Bazen durağanlaşsa da genelde sıkılmadan kendini izletiyor. En azından benim cephemden işleyiş bu şekilde. Fakat uzun bir süredir bu manevi kısımdaki eksiklik bir yana, olayın fiziki dünyadaki cereyanlarında da mantıksal hatalar iyice birikmeye başladı. Önümüzdeki bölümde böyle olmaz, bir yerden toparlayacaklardır, bir bölümlüktür diye diye kendinizi oyalıyorsunuz, ama bir bakıyorsunuz kendi tahtanızdaki vakit öldürme girdabına kapılmışsınız. Twitter hesabımda da yazdım. Buraya da yazayım: "Vuslat'ta Altan Aziz'in suçsuzluğunu ispat için tutulan adamları otomobil gezisi yaparken durduk yere elden kaçırınca bende de dizi koptu. Hem niye Yalçın'a teslim edilmiyor bu adamlar, Aziz "suçsuzum" diye ispat etsin, sonra salın gitsinler. Bölümü izlemeye devam etmedim artık. Sonra önceki bölümlerde Fırat'a kendisini Kerem'in adamlarının vurduğunu ne Yalçın, ne Altan ne Aziz söyledi. Fırat'ın kendisini Aziz'in tarafının vurduğunu sandığını bildikleri halde. Yalçın neden böyle acemi çaylağa döndü, orası da meçhul. Altan Yalçın'a "Şükrü'yü buldum, peşindeyim" diyor. Ama Yalçın "Hemen bir ekip gönderiyorum, konum ver ben de geleyim..." falan demiyor. Ne zamandan beri bu dava Yalçın için böyle delil takibini sivillere bırakacak kadar önemsiz oldu. Ayrıca Aziz şu anda gözaltında ve tek mesele ettiği şey: "Şükrü'nün yaşadığını Feride böyle öğrenmeseydi" Bunu da gülerek söylüyor Yalçın'a. Zaten baştan beri neden Feride'den sakladığı belli değil, şimdi neden böyle güldüğü de. Karakterler, mekanlar, müzikler güzel ama hikaye mantıktan kayınca diğerleri yetmiyor. Başından beri mistik damar önemli gibi ama orada da hep gizem. Bütün olay Aziz'in Feride'ye kavuşması olamayacağına, Aziz'in yaşadıkları ve Salih Baba'nın, Abdullah Efendinin Aziz'e verdikleri önem de ortada olduğuna göre, neden Salih Aziz'e açık açık anlatmıyor da sadece gizem perdesini büyütüyor, esrarlı esrarlı gülüyor. Vuslat'tan çok umutluydum, Trt'nin "Yunus Emre" dizisi gibi bir dizi olabilir diye düşünmüştüm, o potansiyel vardı ama olmadı bence. Vuslat dizisini sevenler ve diziye emeği geçenler olumsuz yorumlara gücenmesinler. Seyirci olarak elbette biz de vakit ve emek veriyoruz diziye ama elbette üretimde verilen emekle kıyaslanmaz. Vuslat için sezon finali imkanı var. Ana hikayeyi bozan gereksiz uzatmalar budanabilir.  Şahsen karakterleri, ortamları, hikayeyi hatalarına rağmen severek izledim, fakat tolore edebileceğiniz bir limit var demek ki sizin de önceden bilmediğiniz, seyirci de toloreden yoruluyor, üretenin de dinlenmeye ihtiyacı var" diye yazdım. 
 
 
Özetle, bu yayınlanan son bölümü ortalarında, "buraya kadar"  deyip ani bir olumsuz doygunlukla izlemeyi bıraktım. Şimdi 17. bölüm fragman çıkmış, izledim, yine kısmen çok heyecanlı, yine kısmen çok vaat verecek ama karın doyurmayacak yavanlıkta bir bölüm olacak gibi. Eğer hikayenin, uzun dizi sürelerinin baskısı sebebiyle mi nedir, mantık hatalarına yol açan ve muhatabı olarak aklımızı maalesef küçük görüyor durumuna düşen uzatmalardan kurtularak toparladığına inanırsam önümüzdeki sezon tekrar devam etmeyi düşünürüm. Bu arada dizi süreleri konusunda atılım yapabilecek, süreleri insanca çalışma şartlarına çekebilecek kanal varsa, o da devlet kanalı olması sebebiyle üzerindeki ekonomik baskı, özel kanallar kadar olmayan TRT'dir. Dilerim bu konuda öncü olur.

Paylaş

Yorum yapın

 

Tüm Vuslat Bilgileri