Hülya'nın özrü kabahatinden büyük

Uzunçorap 10.5.2015 O Hayat Benim
O Hayat Benim

Bölümü yayın tarihinde değil, sonra izledim. Çünkü dizide mutsuzluk üstüne mutsuzluk, gerginlik, bağırış çağırış derken sıkılmaya başladım. Dizi süreleri de uzun, başka bir işe vakit de kalmıyor.  Yine de sonraki bölümde toparlarsa diye şans vermeye devam ediyorum. Uzun süre böyle giderse, bir yerden sonra insan ister istemez devam edemiyor, ama bir bölümde toparlanınca devam ediliyor.

Yeni bölüm, geçen bölümün son sahnesiyle başladı. Sahnenin gelişimi, geçen yazımda da tahmin ettiğim şekilde oldu. Efsun geldi, Hülya ayakta Efsun'u, yatakta Müge'yi görünce şaşırdı, Efsun bağırıp ev halkını odaya topladı. Müge de kendine geldi. Sahnede tahminime ek olarak şurası absürd-komik idi: Mehmet Emin Hülya'ya "Sen ne yaptın!" diye hesap sorarken Hülya'nın özrü de kabahati kadar kötü cevabı "Ben onu Efsun zannetmiştim" oldu. Üstelik bunu söylediği kişi de Efsun'un babası (Yani en azından öyle zannediyorlar.)

Sahnenin en gerçekçi repliklerinden biri Müge'nin  kısacık "Abi bırakma" repliğiydi. Hülya herkese Efsun'u gerçekten boğmak istemediğini, sadece korkutmak istediğini söylese de şahsen inanmadım. Mehmet Emin inanmış, ilerleyen bir sahnede Hasret'e söyleyişinden anladığım kadarıyla.  Belki de o yüzden bir türlü önlem almıyorlar. Hadi diyelim ki, bu yaptığı korkutmak içindi, peki Sakine'lerin evini kundaklaması neydi? Ateş'e silah doğrultması neydi? Hülya'nın kundaklamayla başlayan suçları devam ediyor. Ne yazık ki bu durumu çözemiyorlar da; çünkü işlediği suç ve durumu hapislik olsa da, aslında tedavi olması lazım çünkü ruhsal olarak hasta. Kötülük de bir hastalık, hırs da bir hastalık. Tabii tedavi olurken etrafına zarar vermesini önlemek lazım bir yandan da. 

Konakta bunlar olurken Ateş'in evinde Ateş ve Bahar gecenin sessizliğinde, yürekleri yaralı olsa da, az çok kendi aralarında yaratabildikleri huzur içinde konuşuyorlardı. Ateş Bahar'ı "Baban seni çok seviyor, bir tarafta öz kızı sen, bir tarafta yetiştirdiği Efsun, içinde bulunduğu durum çok zor" vb. diyerek teselli etmeye çalıştı. Bereket Bahar artık kanmıyor. Çünkü bir de Ateş de Bahar da bilselerdi ki, evden gönderebildiği kızı aslında öz kızı değil, bir de bilselerdi, Bahar'a ne yalanlar söylemiş İlyas da. Şimdiye kadar öğrendiklerini kaldıramayan Bahar bir de onları öğrendiğinde ne yapacak... Bahar'ın Hasret'le iyi anlaşmasını bile çekemediler, Efsun, galiba Nuran da. Gerçekten Bahar'a yaşayacak alan bırakmadılar. Herşey için suçladılar. O mutlu olmaya çalıştıkça, sanki acaba ne kadar daha dayanacak der gibi mutsuz olsun diye uğraştılar. 

Nedim Abi de iyi ki Ateş'e "Madem O benim ailem diyorsun, Bahar'ı bırakma" diye nasihat etmiş ve iyi ki de Ateş Nedim Abisini dinlemiş. Nedim Abisinin nasihatleri hep iyi oluyor Ateş için.  Hem de gerçeklerin ortaya çıkmasında, Ateş'in bir şeye ihtiyacı olduğunda Nedim hep Ateş'in yanıbaşında. Babasının bir arkadaşı olarak görevini çok güzel yerine getirdi. Ateş'in babası da öteki tarafta, oğlu Ateş'e bu kadar sahip çıkan Nedim gibi bir arkadaşı olduğu için herhalde ne kadar memnundur.  Ateş'in, kendisini seven ve gözeten bir teyzesi de vardı aslında ama dizi hilesi ile hiç olmamış gibi oldu. Neyse...

Ya Sakine'nin başına gelen? Evini kiraya vermiş. Zaten geliri olmayan bir insan. Kiralarken ben kadından kiralamam demeyen adam, kirayı ödemeye gelince "Kocan gelsin"  deyip defetmedi mi başından Sakine'yi! Peh peh peh! İnsanın hakkını aramaya hakkı olması için bile ya erkek olması ya da kocası  olması gerekiyormuş ha! Bu zihniyette olanlara senin anan olmadı mı, senin eşin yok mu, senin kızın yok mu desen acaba algılarlar mı? Bunlar kendilerinden olana acılar mı ki? Gerçi bu bir yana, Sakine sonradan İlyas'ı düşünmüş, kendisini temsilen. Ama "kocan gelsin" diyen zihniyet aslında gücü gücü yetene zihniyi, hak adalet zihniyeti değil. Dolayısıyla İlyas da gitse, bakacak ufak tefek yaşını başını almış, yumuşak yüzlü bir adam.  Onu mu kaale alacak. O yüzden Mücella Salih'i düşündü. 

Güleser de bu evde eğreti ya, hani biri üfleyiverince kendini kapı dışında buluveriyor ya, durum böyle görünüyor ama aslında kocasının vefatına yine Nuranlar sebep olmamış mıydı? Kocasını ihbar ettiler, adam da hapse girdi, hapiste de birileri öldürdü.

Vay... Hasret ve Mehmet Emir ilişkilerini nasıl bu kadar çabuk ilerlettiler! Bütün sezondur Hasret yan yana bile durmak istemezken... Aralarındaki diyalog neredeyse hiç ilerlemez, yerinde sayarken, nasıl oldu bu jet hızlı durum. İşte fazla oyalanıldı, şimdi de arayı kapatmak istercesine koştur. Fakat tadı çıkmıyor işte o zaman da. Yani o kadar sallanması da inandırıcı değildi, böylesi de olmadı. Sallanırken sanki lokmayı yutmadan ağzımızda çevirdik durduk, şimdiyse yeni lokmayı çiğnemeden yutuyoruz gibi. Neyse, Fulya'nın hamilelik durumu ortaya çıkacak, bu telaş ondanmış. Yine de şu uzun bölüm içinde en oh dedirten yerlerdendi Hasret ve Mehmet Emir'in, iki mutlu olmayı hakeden, iyi kalpli insanın mutluluğu..

Hülya'nın o mayhoş mayhoş, yapış yapış, kafa ütüleyen, hipnotize etmek uzata uzata, kesin peşinden kötü bir şey gelecek, bir şey isteycek, bir şey empoze edecek dedirten, "Abiciiimleri, Fulyacııımları," hastanede Fulya'nın ikiz bebek beklediğini öğrendiklerinde, kendisine hiçbir kötülüğü dokunmamış, gıkı çıkmayan Hasret'e bile kötücül bakışları...


Mehmet Emir'in de dizi kaderi arada kalmak gibi görünüyor. Efsun ve Hülya, Hasret ve Fulya... Öyle arada kalıyor ki, kendisi de artık tükendi "Beni delirteceksiniz sonunda" vb. dedi. Hem bu Hülya, Arda, Fulya niye ayrı eve çıkmıyorlar ki? Ya Mehmet Emir alsın Efsun'u taşınsın başka eve? Maddi sıkıntı yaşarlarken evi satmayı düşünmüşlerdi, yani sonuçta tercih etmezler tabii ama bir müze evde değil, hem sonuçta birinin evi olacak yine, yani bir aile ayrılsa iyi olacak konaktan, çünkü Efsun ve Hülya birbirleriyle geçinemiyorlar. Evde huzur yok.

Ve Bahar gider... Gitmekte haklı mıdır? Evet.  Ateş zaten kimsesiz, Bahar da artık kimsesiz. Mücella sözde, Bahar'ı çok seviyor gibiydi ama Bahar onunda umrunda  değil. Ne öz hala sandığı Mücella, ne öz teyze sandığı Sultan, Bahar'ı aramıyor, sormuyor... Mücella'nın kıymetlisi İlyas, Sultan'ın kıymetlisi Efsun. Olay bu. 

Efsun da değişik bir bileşim. Hem yüzeysel, dertsiz tasasız gibi, hem de acayip acı çekebilen biri aslında. O yüzden böyle deli deli, dik dik, damara basmak ister gibi acımasız konuşuyor. İstiyor ki, kendi canı ne kadar yanıyorsa, onların da yansın canı. Bakıyor ki, sanıyor ki, onların canı yanmıyor, kendi canının yandığı kadar yakabilmek için böyle acı, ağır konuşuyor. Tatlı söze hasret bir kız. 


Paylaş

 

Tüm O Hayat Benim Bilgileri