Kafası farklı tıkırdayan dizi Halka

Işınla Bizi Scotty 26.2.2019 Halka
Halka

Halka'nın ana karakterlerinden Kaan, polisin kendisine yaptığı işbirliği teklifini kabul etmesinin tek şartının annesinin de mutlaka bu işbirliğinden haberdar olması gerektiğini ve 'annesinin kafasının farklı tıkırdağını' söylediğinde bu sözün, ekranımızın gördüğü en sıra dışı, en özgün ve farklı işlerinden birini de işaret ettiğini nereden bilecektik?

 

 

TRT'de ekrana gelen, ES Film tarafından hazırlanan, senaryosunu Aziz Tuna C. ve Ali Demirel kaleme aldığı, Volkan Kocatürk'ün yönettiği 'Halka' polisiye-suç-mafya türünde bir dizi. Hikayeye 25 yıl önce gerçekleşen bir cinayetle başlıyoruz. Hızla günümüze dönerek, polisin olayı yeniden ele alışını görüyoruz. Polis yıllar önce gerçekleşen bu olayla ilgili eline yeni geçen bir DVD'nin uzun zamandır peşlerinde oldukları Halka suç örgütünü çözmek ve çökertmek için önemli bir araç olduğuna inanıyor ve DVD'nin gönderilmiş olduğu, hırsızlıktan tutuklu olan ve söz konusu cinayetin kurbanı Eren Karbulut'un oğlu Kaan'a Halka örgütüne sızması için işbirliği öneriyor.
 

 

Son yıllarda ülkemizde mafya dizileri ve polisiyeler popüler olmuşken, 'Halka'nın bu kadar özgün, sıra dışı olduğunu söylemeye sebep olan nedir peki? Konuya bakış açısı, derinliği, çok katmanlılığı ve anlatım dilinin farkı. Bu dizi sadece bir suç örgütünün çökertilmeye çalışmasının hikayesi değil; her biri karmaşık, sıra dışı ve derin karakterlerin kendi içindeki sırları, bilinmezlerle dolu karanlık geçmişleriyle bir psikolojik gerilim aynı zamanda.
 

 

Ana karakterlerimizden Cihangir'in, hafızasında yaşadığı boşluklar, varlığından haberdar olmadığı diğer yaşamı, gördüğü sanrılar, zihninde onu rahat bırakmayan Terzi'yle diyaloğu ve kendi hafısında iz sürüşüyle dolu olan ikinci bölüm, ekranlarımızda gördüğümüz ender psikolojik gerilim örneklerinden biriydi. Çok da ürpertici, etkileyici ve başarılı bir örnekti aynı zamanda. Cihangir'in hikayesi dizinin en merak uyandırıcı unsurlarından. Zihnindeki karışıklık, hafızasındaki boşluklar, yurt dışında geçirdiği sürede ne yaşadığı gibi konuların tümü, Halka örgütü ve aynı zamanda Eren Karabulut'un asıl çocuğu olmasıyla bağlantılı. Dizinin diğer karakterlerinin hikayelerinin de her biri yine gizemli, merak uyandırıcı ve hatta zaman zaman şoke edici. Kaan'ın kendisine tuzak kurarak tutuklanmasına sebep olanları ararken bir yandan da bu DVD'yi göndererek bu işe onu sokan kişinin amacını bulmaya çalışması... Annesi Hümeyra'nın halı saha işleten, oğluyla mütevazı bir hayat yaşamaya çalışan, kendi halinde bir kadın gibi görünürken Halka örgütüyle çok kritik ve şaşırtıcı bir iş birliği içinde olması... Herkesin korkulu rüyası olan Terzi'nin, örgütün bir çeşit esiri olmasına sebep olan sırları gibi...
 

 

Halka'nın önemli bir üstünlüğü de hikayenin başından sonuna, her bölümde olan her küçük olayla, tüm karakterlerin kişilik özellikleri, arka planları ve hatta isim seçimleriyle, tam anlamıyla kontrol altında olduğu; her seçimin bilinçli yapıldığı hissini vermesi. Bu, bölümden bölüme elde edilen başarılarla ya da eleştirilerle hikayede ani virajların yapıldığı, kervanın yolda düzüldüğü bir dizi değil kısaca.
 

 

Volkan Kocatürk'ün rejisinin, dizinin başarısına katkısı çok büyük. Ürkütücü, karanlık, tedirgin edici ama sürekli merak uyandıran, haraketli, dinamik bir dünya kurmada Kocatürk çok başarılı. Yarattığı özenli anlatım diliyle atmosfere adeta şiirsel bir hava da katıyor. Cihangir'in zihninde yaptığımız yolculuk ürpertici bir güzellikteydi. Yine Terzi'nin azad olduktan sonra onunla özdeşleşen, sembolü olan renkten sıyrılışı da bu şiirselliğin en iyi örneklerindendi. (Harika görüntü yönetimiyle Metin Turguç'u anmak gerek burada.)
 

 

İzlediğimiz sahnelerin geçmiş bölümlere bağlantısını izleyiciye hızla hatırlatan mini özetleri; gerçekleşen şaşırtıcı, beklenmedik olayların merak uyandıran öncesini yine hızla geri dönüşlerle veren ve gözünüzü ekrandan iki dakika bile ayırıp başka bir şeyle ilgilenmenizin mümkün olmadığı temposuyuyla dizinin kurgusu da, bölüm içinde heyecanı, gerilimi ve enerjiyi yüksek tutan unsurlardan.

 

 

 

Serkan Çayoğlu, Hande Erçel, Kaan Yıldırım, Hazal Subaşı, Nazan Kesal, Ahmet Mümtaz Taylan, Burak Sergen, Umut Karadağ ve Erdal Yıldız'dan oluşan ana kadro başta olmak üzere, tüm oyuncu kadrosu doğru seçilmiş ve performanslar da tatmin edici ama özellikle bir kişinin performansı öne çıkıyor: Kaan Karabulut'u canlandıran Kaan Yıldırım. Dizideki karakterler tarafından bazen 'neşeli' bazen 'cıvık' olarak adlandırılan bir enerjisi, deli doluluğu var Kaan karakterinin. Aynı zamanda zeki, yaratıcı, becerikli biri de. Kaan Yıldırım, hem bu ayarı tutturulması zor, kolayca iticileşebilecek özellikleri çok dozunda sunuyor hem de karakterinin korkmak, öfkelenmek, kafası karışmak gibi çeşitli duygularının tümünü çok insancıl bir sıcaklıkta veriyor izleyiciye. Her notaya tam zamanında ve ölçüsünde basıyor.  
 

 

Değinmeden geçemeyeceğim, kişisel olarak memnum olduğum iki konu daha var 'Halka' ile ilgili: İlki; dizide işlenen suç örgütü pek çok gözü pek, etkileyici ve gizemli karakteri barındırsa da tarafı olunanın, izleyiciye daha yakın bir mesafeden ve olumlu olarak sunulanın hep güvenlik güçleri ve kanun oluşu. Suçun bir anlamda pırıltılı ve cazip gösterilme yoluna gidilmemesi.

Diğeri ise çok güçlü kadın karakterleri. Ekranda izlediğimiz hemen hemen tüm yapımlarda, özellikle de aksiyon-polisiye-suç türündeki dizilerde neredeyse hiç göremediğimiz derecede tüm kadın karakterlerin etkin, cesur ve aksiyonun tam göbeğinde ana unsurlar olarak var olmaları. 'Kafası farklı tıkırdayan Hümeyra'nın daha ilk bölümden sinyallerinin verildiği gibi, örgütün içinde çok etkin ve sürprizli bir konumda olması... Müjde'nin babasının yaptığı tüm işlerde etkin bir görev almak ve veliahtı olmak için durmak bilmez mücadelesi... Bahar'ın yine hikayede önemli bir rolü olan, gözü pek bir polis olması gibi...

 

 

Bu öve öve bitiremediğim dizinin hiç kusuru yok mu? Elbette var. Mizahi unsurları yersiz ve fazlaca kullanma sorunu ilk akla gelen. Özellikle Adem karakterinin mizahı, bir ilk bölüm için oldukça zor ve karmaşık olan giriş bölümünde odağı dağıtacak, kurulmak istenen dünyanın inandırıcılığını bozacak derecede yersiz bir bolluktaydı. Yer yer havada kalan, altı doldurulamayan konular ya da tutarsızlıklar da yaşanıyor. Hümeyra'nın işlettiği söylenen halı sahanın hikayede hiçbir rolü ve gerçekliği yok örneğin. Hümeyra Cihangir'in evinde günlerce kaldığında dışarı çıkmak için bulduğu bahanelerden hiçbiri işine gitmesi gerektiği değildi ya da  Kaan ortadan kaybolduğunda polisin aklına gelen adreslerden biri değildi bu işletme. Yine ilk bölümde işlenen futbolcu transferi konusu da ortadan kayboldu; Tepelilerin aktif işlerinden biri olarak bir daha hiç gündeme gelmedi. Kaan'ın Eren Karabulut'un oğlu olsa da, ya da Cihangir için farklı bir anlamı bulunsa da Tepelilerin içine bu kadar kolay sızıp en güvenilir ve önemli adamlarından biri haline gelmesi yeterince ikna edici işlenemedi. Babasıyla ilgili gerçeği öğrendikten sonra Cihangir'in İlhan Tepeli'ye olan tavrında, sadece izleyicinin anlayacağı kadar bile olsa, bir fark olmadı. Yine, Kaan'ın Çağatay'ın sağ kolu Özkan'ın telefonuna yerleştirdiği dinleme cihazını gün boyu bir daha hiç dinlememiş olması da hikaye akışında önemli bir eksikti. Kaan, çok önemli biri olduğunu anladığı bu adamı aniden takibi bırakmasaydı İrem'i alıkoyduklarını, Cihangir'e ve Vekilharç'a kurulan tuzağı önceden öğrenmiş olacaktı. Bu kadar zekice ve dikkatli kurgulanmış bir dizide Kaan'ın bölüm içindeki bu çok kritik dinleme olayıyla hem Cihangir'den Çağatay'a pek çok karakteri hem de izleyiciyi şaşırtacak sürpriz bir planı olduğunu bekledim son ana dek. (Hâlâ umudum var.)

 

 

Halka çok tedbirli, gizemli, kimsenin çözemedi karmaşık bir örgüt olarak işlendi. Öyle ki polis, değil yakalamak, henüz varlığını bile ispatlayabilmiş değil. Örgüt üyeleri, varlığını ailelerinden bile saklıyorlar. Kendileri de liderin kimliğini bile bilmiyor. Böyle bir gizem her şeyi izleyicinin hayal gücüne bırakıyor. Çok görkemli, büyük ve tedirgin edici bir hayal beliriyor. Bununla birlikte biz aniden Halka'nın lideri Cengiz Erkmen'i bir apartman dairesinde pencere önünde, aciz denebilecek şekilde otururken bulduk. Olayın çapı biraz küçüldü, gösterişi azaldı. Bu anlamda Cengizhan'ın açığa çıkışı biraz hayal kırıklığıydı. İşler bundan sonra çok şaşırtıcı bir hale bürünmezse elbette... Kişisel bir memnuniyetsizlik olarak da jeneriği eklemeliyim. Halka'nın daha yaratıcı, daha sıra dışı, kendisine özgü bir jeneriği hak ettiğini düşünüyorum.
Bu saydığım ufak tefek eksikler Halka'nın bütündeki başarısını gölgelemekten çok uzak yine de. İzleme keyfi ya da inandırıcılığı olumsuz etkileyecek düzeyde değil. 

 

Dizinin, yaygın söyleyişle hak ettiği sayıda izleyiciye ulaşmadığını söyleyebiliriz. Bu denli başarılı, özgün ve iddalı bir yapımın televizyon izleyicisinin gündemine oturmasını, en çok izlenen dizilerden biri olmasını bekliyor insan doğal olarak. Ne var ki Halka anlatım dili, hızı, temposu, işlediği konulara yakşımı bakımından ülkemizdeki televizyon izleyicisnin alışkanlıklarının dışında bir iş ve bu tür yapımlara seyircinin alışması, aynı dili konuşması da zaman alabiliyor. Dijital platformlarda, özellikle uluslararası dijital platformlarda kendi izleyicisine çok daha kolay ulşabilecek bir yapım. Bununla birlikte Majör kanallardan birinin, çok izlenen dizilerin olduğu bir günde, primetime'da bu diziyi eğip bükmeden, değiştirilmesini istemeden, olduğu gibi yayınlaması ve arkasında durması da çok değerli. Yine izlenme oranlarının beklenen altında seyretmesi nedeniyle bazı değişikliklere gidilebileceği kaygısı da oluyor elbette. Nitekim, altıncı bölümde romantik sahnelerde biraz uzama, sahnelerde sarkma ve genel olarak yavaşlama seziliyordu. Bu dizinin genel izleyiciye daha kolay ulaşılabilir bir yolu denemesi en büyük hatası olur. Çünkü Halka 'eksikliklerini tamamlaması gereken' bir dizi değil; olduğu gibi kalması, özgünlüğününden ve cesaretinden ödün vermeden kimliğini koruması ve direnmesi gereken bir dizi.

 


Paylaş

Yorum yapın

 

Tüm Halka Bilgileri