Hakettiğiniz gibi bir adam

Uzunçorap 1.11.2016 Yüksek Sosyete
Yüksek Sosyete

Bölüm geçen hafta kaldığı heyecanlı final sahnesiyle başladı. Metin ve Işıl, Ela bebeği almak için konağa geldiler ve Süreyya bebeği vermedi. Akabinde Metin yarın halledeceğim diye Işıl'a söz verdi, Işıl gitmek zorunda kaldı. Bu sahneyle gördük ki daha evvel iki kadının vazgeçemediği adam olan Metin Koran şu anda iki kadın arasında topa döndü. Sahnenin bir başka düşündürüsü de şu oldu: Süreyya Metin'e "Ela kalsın, bir Koran olarak büyüsün, nasılsa senin çocuğun değil mi?" dedi. Bu da şu anlama geliyor: Süreyya Ela için Metin'den boşanmaktan vazgeçecek. Peki Levent ne olacak? İlişkide aşık taraf, vazgeçemeyen taraf Levent. Olan Levent'e olacak gibi. Acaba idealist bir avukat olarak hikayeye girip pek de doğru sayılmayacak şekilde yoldan sapan, yani evli Süreyya'ya aşık olup ısrarcı olan Levent ileriki bölümlerde hepten yoldan çıkar mı, dizinin kötü adamına dönüşür mü?

Sıfır puanla şampiyon
Dizide dört ana karakteri masumiyet sırasına dizersem, en masumu ve hiç yalansızı Ece olup, tek yalanla diğer masumu Kerem, üçüncü masumu Cansu ve geriye de Mert kaldı. İlk iki sırayı paylaşan Ece ve Kerem ailecek sosyetik olmayşılarıyla da benzerlik arzediyorlardı. Gel gör ki, gelinen noktada, Ece ile Kerem neredeyse zıt kutuplara düştüler. Ece'nin hem Cansu'yla hem Mert'le arası iyi, Kerem'inse ikisiyle de kötü. Ece müthiş bir hoşgörü ve affediş gösterdi. Kerem gösteremedi. Tabii  aralarında şöyle büyük bir fark var: Kerem defalarca Mert tarafından aşağılandı ve horlandı, üstelik yalana zorlandı. Ece'de böyle bir durum yok. Gördüğü hakaret Bedia'dan ve onun alasını Kerem de aynı zattan yemiş bulunuyor. Bu hakaretleri yutmayıp geri püskürteceği zaman da gelecek gibi görünüyor, Cansu ve Mert hiç kusura bakmasın. Gönül ister Ece ve Kerem karşı karşıya gelmesin. İki iyi karakter olayların şekillenmesiyle tuhaf bir şekilde düşman olmasın.

Beni tanımalısın
Mert bir yerde Kerem'e "Ben seni tanıyamıyorum. Sen nasıl bir adam oldun ya?" dedi. Kerem Mert'e cevap vermedi ama buradan tercüman olursak: "Hakettiğiniz gibi bir adam" oldu.

Kim bu kadın?
Akşam Oliva'da dört silahşörler biraraya gelip, bir de Sude ortaya çıktıktan ve habersiz pablikte soğuk duş etkisi yaptıktan sonra, Sude'yi evine bırakırken Sude'nin kahve içmeye daveti üzerine Kerem'in "Kimselere benzemeyen bir kadının yanına gideceğim" gibi bir cümle kurması tuhaftı. Annesini kastetti herhalde ama başka bir hava vermesine ne gerek vardı.  Bu bölümde Kerem'in anne ve babası hiç görünmedi. Halbuki dizinin huzur kısmı onlar. Evleri de çok güzel. Küçük bir avluları var, kenarda çiçekli kısımlar. Sokakları da güzel, bahçeli evler falan.

Kerem bir örümcek gibi ağlarını örüyor
Daha önce de süper zekiydi ama duygusal zekasının da bu kadar yüksek olduğunu hiç belli etmemişti. Orhan Veli'nin bir şiir var ya, sevdiğim insanlara kızabilirdim, sevmek beni mahsunlaştırmasaydı diye, işte Kerem de herhalde aynı sebeple duygusal zekasını bastırıyordu, kullanmıyordu fakat şimdi devreye soktu. Herkesi ince ince analiz ediyor, okuyor ve sonra da yazıyor yani onları kendi istediği yöne doğru yönlendiriyor. Metin Koran, Begüm Koran, derken bu bölümde de Süreyya. Kerem Süreyya'yı çok etkiledi ve bir ara yoksa Levent'in elinden alır mı, kendine aşık mı edecek, diye düşündüm. İki adamın vakfın girişinde karşılaşmaları manidardı. Daha evvel, Kerem'in Mert yerine katıldığı ve Cansu'yla klasikleşen salıncaklı fotoğraflarının çekildiği davette karşılaşmışlardı, fakat duygusal olarak birbirilerini hatırlasalar da bu karşılaşmayı hatırlamadılar.

Prenses çıktı
Mert, Ece'nin evinde zorlanıyor. Aletlerden ufak tefek elektrik çarpmaları, sıcak su, bozuk bir şeyler. Konfora alışmış bir adam olarak zorlanması doğal ve mızmızlanıyor. Bunun üzerine Ece'nin "Minnoşum sen ne kadar prenses çıktın" demesi çok komikti. Ece Mert'e karşı süper güzel bir tutum sergiliyor. Onca yıllar yeşilçam filmleri izledik, öyle büyüdük. Burada esas kızdan beklediğimiz doğal olarak "Kapı açık, arkanı dön ve çık" tarzı gururlu bir tavırdı fakat Ece Oliva'da "Ben ne anlarım şeflikten, yöneticilikten" falan dese de kalbinin pusulasıyla olayları gayet güzel idare ediyor, ne yardan ne serden geçerek gemiyi şıp şıp yürütüyor. Bu bölümde Levent Bedia ile konuşmaya gelip onda yeni bir karara sebep olduğunda ve Bedia Mert'i arayıp "Gelin, bekliyorum" dediğinde de Ece'de hiç gurur yoktu. Sevindi hatta. Yani kadın hakaret etmiş, ezmiş, para falan teklif etmiş ama Ece kırılmamış, önce özür borcunu ödesin diye bir beklentisi yok. Çalhan evine giderlerken  de Fransız filmlerindeki hayat dolu kızlara benziyordu, elbisesi, beresiyle falan da. Derken beklenmedik bir final. Ya da beklendik.

Halkınızı selamlayın
Yaylılar eşliğinde bir davet. Sosyetik muhit bu davette ve karşılarında elindeki saksı çiçeğini avvucunun içinde nereye saklasın bilemeyen Ece. Keşke Ece'nin yapmayacağını Mert yapsa ve kapıda merdiven başında durup halklarını selamlasalar sonra da hiç davete katılmayıp dönüp gitseler güzel olmaz mı? Kızımızın adı da Ece üstelik, bu kadar denk gelir. Şöyle avuçlarının kenarıyla küçük küçük aç kapa hareketi ve sonra mis gibi evlerine dönerler.

Tesadüf Şart
Büyük aşk yaşamak için tesadüf şart herhalde. Bir de bolca mantıksızlık. Cansu sekretere "Kerem Bey benimle arşivde buluşsun" diyor. Niye ki? Sen al evrağı sonra dön ofisine. Arşivde görülecek acil iş nedir? Derken kilitli kaldılar işte. Tesadüfe  bak ki kapı arızalıymış, kapatılınca da hop kilitlendi. Cep telefonları da sağda solda unutulmuş. 10 adımda Efsane aşkınızı bulun derleri. Ders 1: Telefonlarınızı habire bir yerlerde unutun.

Düdük önemli
Ercan ve Olivalılar (dostlarım Romalılar gibi oldu) yani Oliva çalışanları neredeyse kazan kaldırıyorlardı. Ece'yi ve Oliva'da onları bekleyen yenilikleri dinlemediler. Derken Kerem'in pasıyla Cansu orta sahaya daldı ve bir ıslık çaldı. Sahne ıslığın önemini arzetmesi bakımından ayrıca önemliydi. Ara ara böyle ıslık çalmayı denemiş ve pek de uzun mesafe gidememiş biri olarak ilk fırsatta bir düdük almak istedim. Küçük plastik bir düdük sanırım iş görür. Yolda yürürken biri karşıdan üstünüze geldiğinde, biri sıranızı kaptığında ya da sesinizi duyuramadığında öttürün gitsin.

Masala inanma, masalsız kalma
Süreyya Ela bebeğe Külkedisi masalı anlattı. Sonra da "Anlatıyoruz anlatıyoruz, sonra hayal kırıklıkları" diye özeleştiri yaptı. Hayal kırıklığı yaratan sadece masallar değil, bazen kitaplar da. Hadi masallarda biçilen roller tartışılır ama İyilerin mutlak kazandığı, idealist, güzel ülkülü kitaplar da eğer saf saf inanırsanız, sizi bulutlara kaldırıyor, sonra gerçek dünyaya yüzüstü düşüyorsunuz. Paraşütlü falan, tedbirle tikatle pratikle uygulayarak okumak lazım.

Nikahına beni çağır şehzadem
Oliva'da Çalhan ve Koran holdingsleri arasında imzalar neyin atılırken, paralelinde de olayı irdeleyen Sultan Bedia cengaverlerine "kalkın Oliva'ya gidiyoruz" demişti. Ben de imzayı basacaklar, bu nikaha engel olacaklar, ortalık savaş alanına dönecek zannettim ama gelen giden olmadı.

Elma sorunsalı
Oliva'da Cansu Kerem'e "Ben tam burada bir elma düşürmüştüm. Yuvarlandı yuvarlandı geldi seni buldu" dedi. Cansu'nun bu ayrıntıya önem vermesi, ilişkilerini kadersel bir sebebe bağlaması hoşuma gitti. Ayrıca bu bölüm ikisi de birbirlerini Oliva'da tanışmadan önce gördüklerini öğrendiler. Bu da atlanmadığı, dile geldiği için tebrik yolladığım bir ayrıntı.

Dark Vedır
Mert bir yerde Kerem'e çok içten yaklaştı, hoştu bu da. "Kerem ben seni tanıyamıyorum. Korkmalı mıyım abi ben senden?" diye sordu. Mert'i korkutan Kerem'den sinsice intikam gelebileceği. Yani gizli düşmanlık. Eğer karşındaki dark vedır olmuşsa bu soruya zaten dürüst cevap vermeyecektir. Dolayısıyla soru falso. Öte yandan, Mert gibi pek de sağlam pabuçluk yapmamış birinden takdir gelmesi, dürüstlüğüne güvenmesi Kerem'in yine de hoşuna gider mi?. Fragmanda Cansu da Kerem'e diyor "Sen benim tanıdığım adam değilsin" diye. E sen de Kerem'in tandığı Cansu değilsin ki. Adama bir türlü gerçeği söylemedin, sonunda da Mert'in lafına uyup adamı bir de terkettin. Şimdi adam dipte, sen benim tanıdığım adam değilsin diyorsun. Yukarıdan dibe yuvarladığın adama bakıyorsun, ufacık görmen doğal. İş işten geçtikten sonra önceki Kerem'e övgüler, dipteki Kerem'e hissettirilmeye çalışılan vicdan azapları. Geçiniz lütfen. 

Eşitlenmek için
Önceden de ara ara yazdığım bir şey vardı. Mert'in ailecek kökeni sarayda sultanın kaşığını, havlusunu, sabununu tutmuş bir büyük dedeye ya da büyükanneye varıyor olabilir, bu ailesel kütük bir yana maddi servet de var, yani Kerem'de olmayan şeyler. Kerem'in babasının çiçekleri, annesinin güzel yemekleri var. Hepi topu. Mert de Kerem'i bunlarla eziyor. Biz de Mert'e kızıyoruz. Fakat olayın bir de batını var. O batında asıl sosyetik Kerem. Çünkü Kerem'de zeka var, beceriklilik var, sempatiklik var. Bunlar da Kerem'e iş hayatında, sosyal hayatta, her yerde başarı getiriyor. Kerem hangi toprağa atsan boy verecek  tohum gibi. O yüzden Mert'e kısmi kızmak lazım. Mert tüm bu ezikliklikleri eşitleyebilmek için olan az bir şeyiyle büyüklenmeye çalışıyor. Yani varı yoğu amacı eşitlenmek. O aşırılıkları bundan. Tabii seyirci olarak,  anlamak ayrı,  duygusal olarak kızıp kızmamak ayrı.  Yine de keşke Ece için lüksten, konfordan vazgeçen Mert'in de, ezilmişliklerini telafi etmeye çalışan Kerem ve Cansu'nun da, yıllarca yalnızlığını bile Cennete çevirmiş Ece'nin de mutlu olacağı, herkesin kazanacağı bir hikaye olsa bu sonunda.

Şoför Selim susma hakkını kullanıyor
Bu bölüm Metin'in Süreyya-Levet yakınlığını, ilişkisini öğrendiği, tanık olduğu bölüm oldu. Levent'i alıkoyup gözdağı vermesi Levent'i ikna etmedi. Süreyya Levent'in yüzündeki kırmızı yumruk izlerinin Metin'den kaynaklandığını anladı mı, tam belli etmedi ama Levent sözüyle epey yol gösterdi gerçeği bulması için. Süreyya herhalde anlamıştır. Niye hayret etmedi  ya da üzülmedi orası şaşırtıcı. Bir de Metin Süreyya ve Levent'i bankta yanyana oturmuş, Süreyya'nın başı Levent'in omzunda denize bakarlarken gördükten sonra, Süreyya arabaya binerken şoför Selim'e "Ne oldu, sen iyi görünmüyorsun" falan dedi. Peh peh peh. Ne dikkat, ne özen. Helal olsun. Alay değil. Keşke herkes böyle olsa birbirine. Bazen moda mod yazdığım halde baskıda alay gibi çıkıyor. O yüzden ayrıca belirtmek istedim.


Edi Büdü
Tüm güzel replkleri de Mert'e mi yazmışlar. Mert Ece'ye "Biz senle balla kaymak gibiyiz, dürümle ayran gibiyiz, Ediyle Büdü gibiyiz" dedi ne güldüm ne güldüm. Gıdıklayıcıydı. Tebriks.

Öpküsüz final final değildir
Bölüm ansızın gelen bir öpküyle final şov yaptı. Yangın alarmını hileyle patlatan Cansu Koran'ın hamlesine Kerem Özkan Sude Göksu'yu salvolu hareketlerle yatırıp öperek cevap verdi. Şah mı mat mı önümüzdeki bölüm görülesi.

Aşık Levent boy boyladı
Yazımı Levent'in Bedia'ya bir güzel söylediği ama sonunda hileli bir davete sebebiyet veren, yine de ne güzel sözleriyle bitirreyim. Bir dinleyelim bakalım, Aşık Levent alıp sazı eline, söylemiş, ne söylemiş: "Kız varsın yoksul olsun, kimsesiz olsun, Mert'e iyi geliyor mu? Bizi ne mutlu ediyorsa ona tutunmayalım mı, sımsıkı sarılmayalım mı, sınıfmış isimmiş, onlar mı ısıtacak içimizi, yoksa sevdiğimiz biri mi?" Sevdiğimiz biri. İmza: bir dost.


Paylaş

Yorum yapın

 

Tüm Yüksek Sosyete Bilgileri