'Seviyor Sevmiyor'un son bölümü hakkında Işınla Bizi Scotty ile söyleştik

Uzunçorap 27.10.2016 Seviyor Sevmiyor
Seviyor Sevmiyor

Bu hafta "Seviyor Sevmiyor" bölüm yorumu üzerine düşünürken, bölümü Işınla Bizi Scotty ile karşılıklı değerlendirsek güzel olabilir, diye aklıma geldi. Onun da kabul etmesiyle, ortaya bu söyleşi çıktı. Teoman'ın 250 bin Tl'yi alıp kaçmasından Yiğit ve Deniz'in aşkını neler bekleyebileceğine, yüzünü açık etmesiyle Tuna'yı bekleyen şöhretten Gazi'nin dönüp dönmeyeceğine, İrem'in yaptıklarından söyleşi sırasında yayınlanan ikinci fragmana dek bölüme ve diziye dair bir sürü şeyi konuştuk. Keyifle okumanız dileğiyle...

Uzunçorap - Öncelikle, söyleşi önerimi kabul ettiğin için teşekkür ederim.  Şimdi, önce bölümde neler olduğunu bir hatırlasak diyorum. Benim ilk aklıma gelen Teoman'ın yani Yiğit'in babasının İrem'den 250 bin TL istemesi. Sen de bundan yeni yazında bahsetmişsin. Bölümü düşününce senin aklına ilk gelen olay hangisi?

Işınla Bizi Scotty - Yiğit'in babası tarafından yeniden terk edildikten sonra bir de Deniz'le ayrılmaları. Baya baya ayrıldılar sanki. Halbuki bir ilişkileri yoktu, zaten artık aynı iş yerinde de çalışmıyorlardı, Deniz parka Yiğit'e destek olmak için gelmişti, yine de bir ilişkilerinin olamayacağını karşılıklı kabul etmişler gibi uzun uzun vedalaştılar. Yiğit oradan ayrılıp nikah dairesine gitti zaten, epey önemli bir durum.

Uzunçorap - Evet, bunlar dışında Tuna'nın Gölge kimliğini açık etmesi de bölümün önemli olaylarından biri oldu. Kendi hayatı için büyük bir kırılma. Bunu dizide ileriki bölümlerde nasıl işleyecekler merak ediyorum. Bazen (bu dizi için değil genel söylüyorum) çok önemli olaylar tuhaf bir şekilde yüzeysel geçiliyor, bazen istense de bütünüyle kotarılamıyor, bir şey eksik kalıyor, bazen de basit olaylar büyük hadiselere dönüştürülüyor, mesela karakter bir diğerine seninle konuşmamız lazım diyor, telefonda bir cümleyle söylenecek şey için gecenin bir vakti tenha bir yerde buluşuyorlar, başlarına bir şey geliyor. Başa dönersem, Gölge'nin aydınlanması büyük bir olay. Adam gizliyken bile ısrardan bunalıyordu, şimdi yoğun ilgi yüzünden işi bırakıp söyleşi, konferans, tv programı falan koşmak zorunda kalabilir. Bir yıldız doğuyor hadisesi olabilir. Tabii kaç satmıştı kitapları, bu kaçıncı kitap oluyor, onlar da mühim. Sen biliyor musun, tek kitapla mı şöhret olmuştu? Yani konumuz Gölge'nin şöhreti değildi ama merak ettim laf gelince.

Işınla Bizi Scotty - Hayır, sadece çok sattığını, çok merak edildiğini hatırlıyorum ama kitap sayısıyla ilgili bir şey kalmamış aklımda. O söylediğin, basit bir şey için tenhada buluşulması ne çok başvurulan bir şişirme malzemesi cidden :) Bir de "Lütfen açıklamama izin ver, beni bir dinle" vardır. Söyleyiverse olacak ama yo hayır, konuşmamaları gerekiyor. "Seviyor Sevmiyor"da Gölge konusu birkaç bölüm çok önemli gibi işlendi. Deniz bu karaktere çok hayranlık-yakınlık duyuyordu. Dolayısıyla Tuna olduğu açığa çıkınca, Deniz'in ona bakış açısını değiştirebileceğini, ilişkilerinde farklı bir yön alınabileceğini, en azından Deniz'in Tuna'yı tersleyip durmasının biteceğini düşünmüştüm ama hiçbir şey değişmedi. Dağ fare doğurdu. Şimdi kimliği açığa çıkınca da hiçbir şey olmayabilir ama olmalı.

Uzunçorap - Çok doğru söylüyorsun. Yani hiç mi şaşkınlık olmaz, en azından bir süre olsun bir yalpalama. Nasıl davranacağını bilememe. Gerçi Deniz'in Gölge'ye hayranlığı da çabuk oluvermişti. O geçişe şahsen ikna olmamışım demek ki sonrasında da bir şey değişmemesine takılmamışım ama haklısın, evet. Burada da Tuna'nın hikayedeki faktörü esas itibarıyla Deniz'le ilişkisi olduğu için büyük ihtimalle Tuna ofisteki işine devam eder, diğer yazarlık yönü falan da bir süre sonra mevzu edilmez. Bu arada hep Tuna üzerinden gittik ama yeri gelmişken yazına değinmek istiyorum, yazını okuduğumda dizinin ilk başlarında Tuna'yı neden şimdikinden daha yakın bulduğumu ve Deniz'le birlikte olsalar da sevinirim diye hissettiğimi hatırladım. Zaman içinde Tuna-Deniz fikrinden uzaklaşmışım, bunda Yiğit'in Deniz'e karşı değişmesinin etkisi var sanırım. Bir de bu sevgililik oyununu Tuna fırsatçılığa mı dönüştürdü diye kuşkulanıyordum, o yüzden kızıyordum biraz fakat bu son bölümde Deniz'le benzer olduklarını bir kere daha gösterdi. Deniz nasıl İrem için aşkından vazgeçtiyse, Tuna da Deniz için aşkından vazgeçti. İlginç bir dizi, dört kişi arasında bir sürü bağ var.

Işınla Bizi Scotty - Zaman zaman Tuna'nın, dediğin gibi "sorunları çıkarına mı kullanıyor" diye düşünülebilecek hareketleri oldu; Deniz'in onunla birkaç gün daha kalması gerektiğini söylemesi gibi ya da video konusunda çözüm olarak sevgili olduklarını söyleyivermesi gibi. Ama bize niyetinin ne olduğunu hiç göstermedi. Yorumlamaya kalmış. Benim ne olursa olsun, Tuna'nın Deniz'le flört etmeyi hiç bırakmaması, tamamen her şeyden vazgeçmiş fedakar aşık rolüne girmemesi hoşuma gidiyor. Böylece o kapı hep aralık kalıyor bizim için de. Yiğit Deniz'i hiç umursamıyorken Tuna'nın ona hep hayran ve destek oluşu Tuna-Deniz çiftini daha cazip gösteriyordu tabii. Şimdiyse onca denemeden, fırsattan sonra Deniz'de Tuna'ya karşı hiçbir şey oluşmayınca ve Yiğit de şimdi Deniz'e aşıkken onların ilişkisi daha anlamlı ve özel görünüyor. Bu saatten sonra Deniz'in kalbinin Yiğit'ten Tuna'ya kayması Yiğit'le aralarındaki bağı çok değersizleştirir ama bir yandan Tuna ve Deniz beklentim de hiç bitmiyor. Tuna'nın o kapıyı hep aralık bırakması hoşuma gidiyor bu yüzden.

Uzunçorap - Çok garip... İnsan Tuna da mutlu olsun istiyor ve onun nasıl birine ihtiyaç duyduğu da Denizden yola çıkarak belli. Ve Tuna Deniz gibi birini kolaysa bulsun, samanlıkta iğne aramak gibi. Yani belki çok kişi Deniz gibi ayrık otuyuz ama kamuflajlar var. Zaten Deniz de farkındaysan acayip normalleşti, baştaki itici Deniz değil. Ofiste herkesin sevdiği, sempatik bir insan haline geldi. Zaten Tuna'ya "Ben iticiyim, anormalim" derken şimdi Yiğit'in kendisine aşık oluşunu falan da garipsemiyor. Dediğim gibi Deniz tip olarak baştaki haline yakın ama iç olarak uzaklaştı. Bir de şuna takılıyorum, sen de yazında yazmışsın, Deniz de Yiğit'ten sonra kimseye aşık olmamış ama Yiğit Amerika'dan dönene kadar sayıkladığı mı varmış? Ya da niye hiç internetten falan aramamış, ulaşmaya çalışmamış? Yiğit Deniz'i daha çok seviyor gibi geliyor bana. Hani denir ya "Her ilişkide bir taraf daha fazla sever" diye, bence burada da öyle. Zaten belki Deniz Yiğit kadar sevseydi, İrem'e rağmen vazgeçmezdi, Yiğit irem'e rağmen vazgeçmedi mesela. Tabii ortada bir intihar vakası var. Muhtemelen gerçeği bildiğimiz için böyle rahat yazıyorum ama Deniz'in "Rejime giriyorum, tatlıyı hamurişini kestim" der gibi "Artık aşık değilim" demesi de bana inandırıcı gelmiyor. Hele Tuna'nın ve irem'in de buna inanıvermeleri! Bu bölümde Tuna "Kabul et, sen hala ona aşıksın" falan deyince şaştım kaldım, yani bu bıraktım deyince hemen olabilen bir şey mi. Hele irem o kadar mutlak bencil ki, o kadar mutlak bir iyimserlik içinde ki, onun o mutlu yüzünü görünce ne yapacağımı bilemiyorum. İrem de dönüştü. Zombi oldu. Nikah dairesinin kapısında durup gülümsedi ya, merdivenlerin dibinde, ne sinir oldum ne sinir oldum...

Işınla Bizi Scotty - Yiğit ve Deniz'in bu kadar kuvvetli bir bağa rağmen neden hiç iletişim kurmadıklarını anlayamadım ben de. Dediğin gibi Deniz onu hayatından fikir olarak çıkarmış gibi devam ediyordu sanki. Ergenlikte geçirdiği olumsuz değişim yüzünden cesaret edememiş desem e giderken Yiğit de bu Yiğit değildi. Yiğit'in Deniz'e, Deniz'in ona olduğundan daha düşkün olması anlaşılır bir şey biraz. Yiğit'in pek çok açıdan, çok sorunlu bir çocukluğu olmuş. Kimsenin arkadaşlık etmediği, özgüvensiz, ailesinde sorunlar olan bir çocuk ama mükemmel denebilecek bir kız onu çok seviyor ve çok değer veriyor. Yiğit için müthiş bir mutluluk kaynağı olmalı, bir nevi cennet gibi, kendisini çok güvende hisettiren bir şey. Bu yüzden bir tür kutsallık da atfediyor o "Deniz Aslan"a. Deniz için bu arkadaşklık öyle bir kurtarıcılık görevi görmemiş hiç. Söz ettiğin gibi İrem'in intihara kalkıştığını Deniz biliyor, Yiğit bilmiyor. Dolayısıyla birinin bu aşktan vazgeçmek için büyük bir sorumluluğu var. Üstelik bir ilişkiden vazgeçmekle sahte bir ilişkiyi yaşamaya kendini zorlamak aynı derecede güç olmamalı. Yani Yiğit'in başkasına aşıkken İrem'i seviyormuş gibi yapması çok zor. İrem gerçekten korku filmlerindeki ürkütücü oyuncak bebeklere dönüşmeye başladı. Zaten oyuncak bebek gibi sevimli, güzel bir tipi var. Bir de ne olursa olsun o gülümsemeyi hiç bozmuyor falan, insan ürküyor bir yerden sonra.

Uzunçorap -  Çok güzel bir benzetme oldu, ürkütücü oyuncak bebek :)

Işınla Bizi Scotty - Bence Gazi'nin abuk subuk gidişi yüzünden Yiğit dergiye geri çağırılacak ve Deniz'le birbirlerine içli içli bakıp duracaklar. Yalnız adamın hayatıyla plastik hamur gibi oynuyorlar ya Deniz'i ne kadar seversem seveyim tüm bunlar için kızıyorum. Başta söyleyememekte haklıydı ama işler öyle bir hale geldi ki Yiğit'in tamamen sahte bir evliliğe sokulmasına göz yumması, İrem için korkmasıyla açıklanamayacak kadar büyük bir kazık. Zaten hayatı travmalarla geçmiş bir insan, böyle bir ihaneti öğrendiğinde aklını kaçırmasa iyidir. Her şeye karşı güvenini kaybeder insan. Kendine bile. 

Uzunçorap -  Bugün senin yazını okurken Yiğit için şöyle düşündüm, adamın hayatı Truman show oldu. Bunu bir kere de "Kiralık Aşk"ın Ömer İplikçi'si için düşünmüştüm, bir yazımda da yazmıştım hatta. "Aşk Laftan Anlamaz"ın Murat Sarsılmaz'ı Ömer İplikçi'ye benzetiliyor ama daha esaslı bir türevi burada çıktı. Geçerli sayılabilecek bir sebeple yalan söyleyen bir kadın, "Kiralık Aşk"ta abisinin hayatı için para bulmak üzere, "Aşk Laftan Anlamaz"da kadın olarak ataerkil bir toplumda yaşamanın zorluklarıyla birlikte ele alınan iş bulma mecburiyeti, burada da dostunun varoluşu için söylenmiş bir yalan. Farklı farklı ama aynı süreci tetikliyor. Muhtemelen başka örnekler de vardır. Üçünde de esas adamlar başarılı iş adamlarıbu arada, bu ayrıntı da var.

Işınla Bizi Scotty -
Çok doğru söylüyorsun üç dizi konu olarak birbirine çok benziyor.  "Kiralık Aşk" ve "Aşk Laftan Anlamaz"dan (Her ne kadar onları izlemesem de az çok haberim oluyor) farklı olarak burada Yiğit yalanlarla hayatına giren ve sevgilisi olan kıza aslında aşık değil ve esas kız da o değil. O kızı hayatında istemiyor bile. Diğerlerinden daha da büyük bir kabus.

Uzunçorap - Ama esas kız yani Deniz de yalan söylüyor. Yani İrem'in yalanı Yiğit için bir çeşit kabus olabilir evet ama Deniz'in yalanı asıl kabus ve diğer dizilerde de esas kız yalan söylüyor.

Işınla Bizi Scotty - Diğerlerinde birbirine aşık iki kişi var. Aralarında bir yalan var ama ilişkileri gerçekte aşkı içeriyor ve yalanı ortadan kaldırdığında da bir şekilde kendini tedavi edip devam edebiliyor (yani "Aşk Laftan Anlamaz"da da öyle olacağını varsayarak) Burada Yiğit bir de gerçek olmayan bir ilişkiyi, aşksız sürdürmeye çalışıyor. Bana çok daha korkunç görünüyor ama diğer dizileri izlemediğim için de olabilir tabii.

Uzunçorap - "Aşk Laftan Anlamaz"da da Murat'ın hayatına yalanla girmeye çalışan bir eski sevgili var, Didem. Peki "Seviyor Sevmiyor"a dönersek, Yiğit'in travmaları demişken, babası hakkında ne düşünüyorsun, parayı alıp kaçmasına şaşırdın mı? Ben şaşırmadım, yani daha doğrusu parayı Ruslara vermesini beklerdim ama Yiğit'e kazık atmasına şaşırmadım. Sadece o kahvaltıya gidip oyunu biraz daha sürdürebilirdi ama düşününce neden bunu yapsın, Yiğit bir şekilde bunu öğrenecek.. Ama en azından Yiğit'i orada tek başına bekletmemiş olurdu. Ama gitse ne diyecek, yüzleşmesi lazım, bir sürü azar işitecek yine Yiğit'ten, gözyaşını görecek. Niye keyfini kaçırsın di mi? Taksiyle havaalanına giderken nasıl da mutluydu, zerre vicdan azabı var mıydı, yoktu.

Işınla Bizi Scotty - Yıllarca küs kalınan baba ya da annenin aslında sakladığı büyük sırları vardır ve öğrenilince her şey düzelir, telafi süreci başlar klişesi vardır ya, o yıkıldığı için mutluyum. İçki problemi için mazereti olsa da annesini kaybetmiş küçücük bir çocuğu yapayalnız bırakmasının ve senelerce aramamasının mazereti olamaz. Dolayısıyla bencil ve çıkarcı bir karakter olarak kalması benim açımdan inandırıcı oldu. Yiğit'le o kahvaltıya gidebilir, "Ben gidiyorum oğlum, sana mutluluklar" diyebilirdi açıklama yapmadan. Ama para kaçırıyordu mafyadan tabii, acele etmesi de lazım. Benim orada anlamadığım, Deniz'e "Gidip ona sen anlat" dedi ama nerede buluşacaklarını söylemedi. Deniz içine doğarak gitti resmen ve Yiğit babasıyla kahvaltı için restoranda değil deniz kenarında, park gibi bir alanda buluşuyordu. Ama Türk filmi edasındaki acıklı ve romantik sahneler bu kadar mantık fedakarlığında bulunabilir sanırım.

Uzunçorap - Bahsettiğin sahne benim bu bölümde en ama en çok beğendiğim sahneydi. Yani bir yeri. O da şurası: Deniz ve Yiğit ağlaşıp ayrılmışlardı. Biri o tarafa biri bu tarafa, yani tam ters istikamette gidiyorlardı. Derken Yiğit durdu ve geri döndü. Uzaklaşan Deniz'e baktı. Deniz tam o anda kurşun yemiş gibi oldu ve durdu. Oyunculuklara pek girmek istemiyorum, acayip bir zor bir performans, ama onu böyle akıl edip vermek.. Yani tebrik etmek lazım. Resmen bakışla vuruldu kız, o anlık sarsılmayı hissettim sanki. E tabii öyle de çekmişler sonuçta, orada tüm ekip bunu hissetmiş olabilir, öyle tasarlanmış da olabilir. Neyse kendi adıma kurgu dışına çıkmak beni hikayeden koparıyor. 

Işınla Bizi Scotty - Bu üstü kapalı sözlerden oyunculukları övüyor musun yeriyor musun tam emin olamadım ama genel olarak ben her iki oyuncuyu da çok beğeniyorum. Özellikle Gökhan Alkan'ı son birkaç bölümdür hayretler içinde izliyorum. O sahnede de yine çok iyiydi.

Uzunçorap - İleride de böyle düşünür müyüm bilmem ama oyuncu olarak performans sergilemeyi ekstra zor bir şey olarak gördüğüm için, överek ya da yererek haksızlık etmekten endişe ediyorum, o yüzden o kısma pek girmek istemiyorum, sadece bazen, o da çok nadir, beğeni yazdığım oluyor. Hissimle alakalı. Bu performans da onlardan biri. Yani açık yazdığımı sanıyordum :) ama anlaşılamamış olabilirim tabii. Peki senin bölümde en beğendiğin sahne hangisi oldu?

Işınla Bizi Scotty - Karar veremedim hemen, düşünmem lazım. Ama benimki o veda sahnesi değil sanırım, o ters yönlere gidip, geri koşup sarılma, yakın plan göz çekimleri bana çok demode geldi. Türk filmi nostaljisi yapmak istemiş olabilirler ama işlemedi bende. Tuna'nın kuşlara yem verdiği, Deniz'in teselli için ona geldiği sahne olabilir ama o da çok fazla öne çıkmıyor aslında. Bir de Yiğit'in nikah dairesindeki çırpınışı, zorlanması ve o nüfus cüzdanının gidip gidip gelişi de başarılıydı.

Uzunçorap - Yiğit'in nikah dairesinde nüfus kağıdını İrem'e geri vemesi, benim için zirve oldu bir yerde. Oh be dedim. Yiğit kurtuluyor, biz de kurtuluyoruz. Özgürlük bileti gibi oldu. Amerika'ya dönme durumundan hiç bahsetmiyorum ama. Peki genel olarak bölümü beğendin mi? Yazında yazmış mıydın, hatırlayamadım.

Işınla Bizi Scotty - Birkaç mantıksızlık vardı. "Bu nasıl oldu şimdi" dediğim şeyler vardı ama onun dışında çok güldüm çok eğlendim, epey de göz yaşı döktüm. Epey tatmin olmuş hissettim bölüm bittiğinde. Sen beğendin mi?

Uzunçorap - Geçen bölümden daha çok beğendim. Aşık, Yiğit'i seven, üstüne titredikleri arasına Yiğit'i de katan bir Deniz görmekten mutlu oldum ki zaten baştaki Deniz böyleydi. Peki dizinin reytingleri iki haftadır niye düşüyor sence? Hadi geçen bölüm kendi açımdan yazdığım sebeple biraz dalgalıydı ama bu bölüm biraz toparladı.

Işınla Bizi Scotty - Geçen bölümü genel olarak beğenmemiştim ben de. Onun etkisiyle seyirci rakiplere kaymış olabilir. İki bölümdür sağlam bir rakibi var. Tahmin etmiyordum doğrusu ama "Hayat bazen Tatlıdır" çok başarılı bir giriş yaptı. Bu hafta daha da iyi. Rekabet çok yüksek, rehavete kapılmaya gelmiyor. Boş tek bir bölüm geçerse bile hazırda reytingini kapmak için bekleyen rakipler var. "Seviyor Sevmiyor" için bir de şöyle bir durum var: Yiğit'in Deniz'e aşık olduğundan beri olaylar çok dramatikleşti. Dizi bir komedi bir aşırı dram, iki uçta gidip geliyor. İlk zamanlardaki O züppe Yiğit ve çaresiz Deniz çekişmeleri daha eğlenceliydi belki. Bir de açık söyleyeyim ben ilk senaryo grubunun hikayeyi, ilişkileri ve karakterleri daha iyi anladığını düşünüyorum. Senaryoya küçük dokunuş farklılıkları bile çok değişik sonuçlara yol açabiliyor. Eski dili daha çok seviyordum ben sanırım.

Uzunçorap - Senaryo grubu değişikliği deyince, Gazi'nin durumu da bundan kaynaklanmış olabilir mi diye aklıma geliyor. Yani başta düşünülen Tuna mıydı.. Gazinin durumu çok absürd oldu. Ortaya bir çıktı, filmlerde doğum gününde hani pastadan insan çıkması bir şeysi vardır ya, onun gibi ağlamaklı bir sürpriz oldu. Ağlamaklı demem şundan, hani normal pasta görünür kocaman adam boyu, misal beyaz, sevinir insan, sonra birden o güzelim pastayı paramparça ederek içinden çıplak bir insan çıkar,  tuhaf. Gazi de bir çıktı, çıplak, sonra etrafı yani ofisi darma duman etti ve gitti. Eğer kore dizisinde de böyleyse, onlar da senaryoda yalpalamış olabilirler o süreçte. Neyse Gazi jet hızıyla çıktığı için, geri dönmeyebilir diye düşünüyorum. Zaten annesi Asena Hanım da bence onu ima etti. Sen Yiğit işe dönebilsin diye böyle bir şey tasarlandığını tahmin ediyorsun yazında ama, bana önceden planlanmamış gibi geliyor. Hem Yiğit ve Gazi arasında yetki-sorumluluk karışıklığı komedi olarak işlenebilirdi, ilginç bir şey olurdu.

Işınla Bizi Scotty - Gazi'nin Asena'nın oğlu çıkması konusunun tamamen ilk hikayeden vazgeçip rotayı değiştirme olduğunu düşünüyorum ben de. Bence de başta Tuna'ydı düşünülen sonra ona yetimhane hikayesi yazıldı. Ama girişilmiş ve toparlanılması gereken bir konu vardı. Neden Gazi'yi seçtiler bilmiyorum. Daha ters köşe daha mı komik göründü acaba? Ama alt yapısı hiç kurulmadığından, zerre kadar ipucu verilmediğinden inandırıcı olmadı. Benim Yiğit'le ilgili kastettiğim dergide kaos çıkması konusunun Yiğit'in dönmesi için bir araç yapılacağıydı. Aslında doğru söylüyorsun Gazi-Yiğit çekişmesi de komik olabilir, iyi işlenirse. Belki Yiğit döner, sonra da Gazi geri gelir.

Uzunçorap - Gazi dönsün isterim ama eski karakteriyle dönsün dönecekse. Çaycı Gazi daha mutluydu bence. Dönecekse yine o muzip, güleryüzlü, mütevazı adam olarak dönsün, sonra isterse yine patron olsun. Bu kibirli adam kim, ben alışamadım.

Biz söyleşirken, Işınla Bizi Scotty 2. fragman çıktı diye haber verdi.  Haliyle söyleşimiz bu fragman üzerinden devam etti:

Uzunçorap - İrem yeni bölümde hafızası dışında gayet sağlıklı görünüyor. Hatta sonra ben "İrem" dediğine göre kısmen de hatırlıyor galiba. Dizi yine komiğe bağladı, bu süper o halde. Hele fragmanın sonunda Yiğit'e "Ben İrem" dedi ya, İrem'i yine sevesim geldi.

Işınla Bizi Scotty - Bayıldım fragmana, Çok eğlenceli görünüyor. Bir de İrem'in kimliği açığa çıkıyormuş en beklemediğimiz zamanda.

Uzunçorap - O zaman ne olur tahmin edemiyorum çünkü öyle neşeli vermişler ki bu tatlığın ortasında yıkılmış bir Yiğit hiç olmayacak. Düşün bir, herkes mutlu, eğleniyor, Yiğit mutsuz. Tuna da mutsuzdur diye düşünürdüm, çünkü aslında kendi sevdiği şekilde aşkla sevilmiyor ama o da sırra ortak oldu bir şekilde ve yuvarlanıp gidiyor. Fragmanda son sahnede Deniz'le yan yana bir koşmaları var, elele sandım bir an. Nayır olamaz dedim. Bu arada şarkı da çok yakışmış fragmana, Hadi yine İyisin. Deniz'le İrem'in dansı da komikti. Sevindim dizinin komedi tarzından kayıp drama yuvarlanırken tekrar kıyıya tutunmasına.

Işınla Bizi Scotty - Evet ya. "Hadi Yine İyisin" bomba olmuş. Tam dönemin şarkısı. Hem de Tayfun Duygulu kendisi bizzat söylüyor. Aklıma geldi de henüz Tarkan, Mustafa Sandal, Sertab bile çalmadılar..

Uzunçorap - Aa buna dikkat etmemişim. Adam yıllar önceki halinden zerre değişmemiş, bıraktığın gibi duruyor. :D Helal olsun.

Işınla Bizi Scotty - Bu arada izlediğimiz bir diziyi böyle karşılıklı sohbetle incelemek çok keyifliymiş ama şimdilik ikimizin de izlediği bir tek dizi var.

Uzunçorap - Ama yeni başlayacak dizilerden  "Vatanım Sensin"i izlemeyi düşünüyorsun değil mi, onu ben de düşünüyorum. Belki ona da yapabiliriz. :) Bu söyleşi için sana tekrar teşekkür ederim. "Seviyor Sevmiyor" sevenlerine de ikinci fragmandaki gibi tatlı, eğlenceli, şarkılı müzikli danslı heyecanlı güzel bir yeni bölüm diliyorum...


Paylaş

Yorum yapın

 

Tüm Seviyor Sevmiyor Bilgileri