Kerem kaybetmeye ve kanamaya devam edecek

Uzunçorap 8.10.2016 Yüksek Sosyete
Yüksek Sosyete

Neden Kerem kaybetmeye ve kanamaya devam edecek? Çünkü dizinin final sahnesinden bir önce, akşam eve geldiğinde anne ve babasına "Artık Cansu yok, artık Oliva yok, artık Bedia yok" diye sayarken, en başta sayması gereken ismi, kendisine en çok zarar veren, başına bu sorunları açan, Cansu'ya Kerem'i terkettiren, Bedia'ya bu hakaretleri savurtan kişiyi, şımarık, kibirli, sorumsuz, talepkar Mert Çalhan'ı sözünün en sonunda bile söylemedi. Ayrıca Kerem'de bu bıkkınlığı, kırgınlığı yaratan birikimde Mert'in bizzat savurduğu hakaretler, aşağılamalar ve hor görmeler de var. Her seferinde Kerem affetti, başa döndüler. Kerem öyle böyle Mert'i taşıyabiliyordu ama ne zamanki Cansu, arkasından Bedia vurdu,  Kerem işte tanık olduğumuz, "bitti, benden buraya kadar, artık acımasız olmak var" duygu ve hal durumuna geldi. Kerem "Şimdi tek hücrem kaldı, o da nefret" diyor ama hala Mert'i bitirdikleri arasında saymıyor.  Bu da demektir ki Kerem kaybetmeye ve kanamaya devam edecek. Kerem'deki sabır, iyi niyet, diyalog kurma çabası herkeste olsa, dünyayı cennete çevirecek özellikler iken, başkalarında olmayınca, Kerem yara alıp duruyor. Yaşananları hoşgörüyor, affediyor, kendini bir şekilde teselli ediyor ama uğradığı hakaretler, hor görülmeler birikiyor da birikiyor ve işte patladı bir yerden. Ezik Cansu bile gücü yetiyor diye, Kerem'e yükleniyor, surat asıyor, tavır yapıyor. Yine de Cansu için demiyorum ama Çalhanlar için artık Kerem arkasına bakmasın. Arkasına bakmaktan önüne bakamadı çocuk. Geleceğine bakamadı, geleceğini kuramadı. Her gün hangi Çalhan ya da çevresi çıkıp onun ve ailesinin onurunu çiğneyecek belli değil. Böyle tedirgin, bıçak üstünde yaşanır mı? Gerçi Cansu'yla birlikte olsa, Süreyya ve Metin de ezecekler onu belli ki, ama en azından Çalhanlar gibi "aş verdim, iş verdim, döşek verdim, banyo yaptırdım" ezmesi yapamazlar.


Cansu konuş
Bu bölüm geçen bölümün final sahnesiyle başladı. Cansu Kerem'i arıyor, "seni çok seviyorum" diyor, Sude "Kerem banyoda" diyor. Akabinde ne Cansu'nun ne Ece'nin aklına bu kız yalan söylüyor olabilir  gelmedi. Cansu ve Kerem bu bakımdan Seviyor Sevmiyor'un Lale'si gibiler. Olacaktı yanlarında bir Nergis, bir Nilüfer, hemen olması gerektiği gibi kuşkulandırırlardı Cansu'yu. Fakat hadi akıllarına gelmedi, bari Cansu olsun, Ece olsun, Çalhan Mert'le konuştuklarında, Kerem'le Sude'nin arasında bir şey olduğunu iddia ettiklerinde, Mert de yok biz sınıf arkadaşıyız diye reddettiğinde ama Sude Kerem için "banyoda" dedi desenize. En basket olacak yeri, iddianızı dayandırdığınız, sizi böyle düşünmeye iten asıl şeyi, somut eylemi niye söylemiyorsunuz? Söylediğiniz "Mert ve Sude gülüşüyorlar, konuşuyor". Mert de haklı olarak isyan etti, tabii.


Mert'in bir kazığı daha
Cansu "banyoda"yı işittikten sonra, aramasını öğrenen Kerem Cansu'yu geri arıyor. Cansu açmıyor. Cansu'nun ve Mert'in safa yatırdığı bir garip Ömer İplikçi tadında saflığın bulutlarında Kerem meraklanıp o saatte kalkıp Cansu'nun evi zannettiği yere gidiyor. O sırada Mert arıyor. Kerem de durumu söylüyor. Mert ben ararım Cansu'yu diyor. Ve bakalım ne yapıyor? 10'a kadar sayıp Kerem'i geri arıyor, Cansu öylesine aramış, zaten pişman olmuş, o yüzden sen arayınca açmamış diyerek Kerem'i bir kere daha bıçaklıyor. Hayır, be Mert, niye aramıyorsun Cansu'yu, niye öğrenmiyorsun durumu. Hala mı ara bozma çabaları. Nedir bu yahu.


"Son Bir İyilik"
"Başıma ne geldiyse o cümle yüzünden geldi zaten" dedi Kerem Sude'ye. Mert Çalhan hep böyle ikna etti çünkü Kerem'i. sürekli önünde tutup ot gösterererek yürütülen koyun gibi, adım adım uçurumun kenarına kadar getirdi. Hangi uçurumun? İyi özelliklerinden vazgeçtiği, kalbinin ve iyi niyetlerinin paramparça olduğu uçurumun. "Artık Kerem yok" dedirten uçurumun. Bu cümle, "Bir kereden bir şey olmaz" cümlesinin, merhametlileri etkileyecek şekle uyarlanmış hali. Orta yoldan yani dengeden çıkmanın sadece bencilliklerle olmayacağına, sencilliklerle olabileceğine de canlı bir örnek Kerem.


Ahmet, Mehmet, Süreyya
Metin vakfa gelmiş ve Süreyya'ya sürpriz hazırlamış. Gel gör ki, Süreyya'yı hala düşünmediği, daha doğrusu düşünemediği ortada. Süreyya ben kahvaltıda kahve içerim, çay içmem dedi, Metin de içiver ne var dedi. Çay hazırlatmış bir tek. Koskoca vakıf da kahve yok mu. Metin Koran bir tek çayı mı akıl etmiş. Herhalde hayır, sadece Metin'in Süreyya'yı bu durumda bile aslında önemsemediği, umursamadığına bir işaret olarak olsa gerek. Öte yandan dizi tarihimizin klişe kırılışlarından biri gerçekleşti. Geçen yazılarımdan birinde yazmıştım, Levent Süreyya'ya başta "Seninle herşeye varım ben" derken şimdi biraz karşılık görünce talepkar olmaya ve yaptırım uygulamaya çalışmaya başladı. Diyor ki o evden çık. O evden nasıl çıksın, o evde sadece Metin yaşamıyor ki, çocukları da var, anıları da var, hayatı var orada. Biri çıkacaksa onu aldatıp aile birliğini bozan Metin çıksın. Süreyya da Levent'e "Ben önce kendimi seçmek istiyorum" dedi. Levent de bunu anlayışla karşılamadı ve kırmızı basık arabasına bastı gitti. Levent açısından bakınca, Metin karşısında düştüğü konum küçük düşücü,  evet ama Süreyya ona sevgiliyiz dese de aynı şey yaşanacak. Hem bir avukat olarak boşanmadan böyle bir ilişki yaşasalar Süreyya'nın zor durumda kalacağını da biliyor. Hem en son Süreyya'ya "Ben ne olacağım?" meşhur tiradını attığığında "Beklerim" dememiş miydi. Bekleyecekti de Metin'le karşılaşınca nevri döndü. O halde Süreyya boşanana kadar platonik takılmalıydı. Levent'in bu hikayedeki, yani Süreyya'nın hayatındaki durumu böyle giderse sallantıya girecek.


Züccaciye dükkanında vazoya hortumu çarpan fil
Işıl Metin'le barışmayan holdinge geldi, Metin de Işıl'ı yıkan gerçeği söyledi: "Ben karımı sevmiyorum" dedi. Işıl da bebekleri Ela'yı akşam Metinlerin evinin kapısına bırakıp gitti. Peki bu kadın neyle geçinecek, ne iş yapacak? Ne planladı? Hadi deyince iş bulacak mı? Bir mesleği, bir altın bileziği var mı? Işıl'ı neredeyse hiç tanımıyormuşuz. Işıl'ın durumu da Can'ınki gibi belirsiz. Hikayeden çıktı mı, geçici olarak mı ortalarda olmayacak? Ela'yla uzun yıllar görüşmeyecek gibi vedalaştı ama belli olmaz. Karakter olarak yorucu bir karakter olsa da Işıl ortalığın mikserlerinden biri çünkü. (Bu arada Maşallah "Ela" bebek çok tatlı. Nasıl isabet olduysa, hem "Işıl"a hem "Metin"e de benziyor) Peki Metin, Ela'nın tüm masraflarını karşılayacağım dedikten sonra, Işıl Metin'e "ya ben?" diye sorduğunda,  Işıl'a aydan aya ne kadar para vereceğini niye söylemedi de yazdı? Merak.


Can'ın gidişi Metin'i "iyi"leştirmedi
Metin Koran artık ailemizi toplayacağım diyor, Can'ın kaybından çıkardığı ders aslında öncekinin aynısı gibi davranmak. Can'a yaptığı baskıyı şimdi Cansu'ya yapıyor. Bir şey değişmedi.


Mutlu Ol, İyi Bak Kendine
Tüm Oliva çalışanları Kerem'in sürpriz veda partisinde Levent Yüksel'in bu şarkısını bir ağızdan akapella söylediler ve aslında bayağı da melodisiz söylediler. İlginç tarafı pek bir melodi olmamasına rağmen çok da güzel söylediler. Dinlerken çok keyif aldım, içim dinlendi dinlerken. Bunun dışında dizinin müziklerini de çok beğeniyorum.


Tek bir yalan daha çıkarsa ağzından

öldürür beni. dedi Kerem. Cansu şokundan sonra. Darbe bitmemiş, bir darbe daha geldi. Yine beklemediği bir yerden. Bedia Çalhan'dan. Haketmediği sözler, hakaretler işitti. Bu sahneyi ilk izleyişimde Bedia'ya çok mesafe aldım tabii, tamamen haksız buldum.İkinci izleyişimde şöyle düşündüm. Bedia kendisini aptal yerine konmuş hissetti, çok da haksız değil. O ve Mert aralarında işbirliği yapıp Bedia'yı ayakta uyutmuşlar. Üstelik bunun karşılığında bir yerde Mert'le bir tutuyorum falan dediği Kerem para almış, bunu para için yapmış görünüyor. Gayet kötü görünüyor durum yani. Bir şeyin detayları işin rengini aktan karaya, karadan aka çevirebiliyor. İlginç bir durum. Mesela Kerem de Cansu'ya "Ben seni sakındım, sen benimle oyun oynadın" derken biraz Bedia'nın durumunda. Detayları bilmiyor. Cansu'yu Mert'in etkilediğini, ailesine karşı bu kadar ezik ve yalnız olduğunu, Cansu'nun yıllarca hasret kaldığı annesi çok zor durumda olduğu için aldığını bilmiyor. Bu Cansu'nun Kerem'e hor davranma, açıklama yapmadan terketme gibi hatalarını silmez tabii. Neyse ne diyordum, biz gerçeği bildiğimiz için Kerem'in masum ve haklı olduğunu biliyoruz. Bedia haksızlık ediyor. Söylediği sözler ayrı haksızlık, bir diğeri de bu oyun için asıl kızması gereken "şehzadeem" diye sevdiği torunu iken Kerem'i azarlıyor. Giden paraya acıdıysa, Kerem'e de kızsın, ama aldatıldığı için kızıyorsa asıl muhatabı torunu.


İnin artık Kerem'in ve ailesinin üstünden
Toplumda böyle bir kabul var: İşveren bir tık üstte. Bedia Kerem'e ağır lafları fırlatıyor, "Size iş verdim, aş verdim, size yıllarca baktım." İyi de bedava mı baktın? Sendeki bu kibirle, hiç bedava bakar mısın? E zaten herşey az çok karşılıklı. Onlar sana bir şey sundu, sen onlara bir şey sundun. Onlar emeklerini sundu, sen başka bir emekle kazandığın paranı sundun. Değiştokuş. Karşılıklı alışveriş. E daha ne?


Kerem yoksa Bedia'nın torunu mu?
Bölümlerdir o kadar çok vurgulanıyor ki, Kerem Mert'in babasına benziyor, Mert'in babası gibi tam bir iş adamı, çalışkan, disiplinli diye. Sanki Kerem bir yerden gerçek Çalhan çıkacak, bu oynadıkları oyun da gerçeğin ta kendisi olacak. Şimdinin Çalhanı Mert de o kibrini başına çalacak. Gerçi Mert canı isteyince yıkıp dökse de Kerem'e iyi de davranıyor, sahipleniyor, o zaman yumuşuyorum kendisine. Hatta bu konuda istikrar gösterse, istemeden de olsa Kerem'in hayatına zarar vermese, sadece önümüze bakalım diyeceğim ama şimdiye kadar olmadı. Mert hep ya kasıtlı ya kasıtsız işleri karıştırıyor.


Şiir
Final sahnesinden bir önce, Kerem Çalhanların beş para etmez parasını Oliva'nın avlusuna saçarken, Bedia'ya söylediği sözler "Anladım, paranız para, işiniz iş"  çok tanıdık geldi. Bir şiirden olsa gerek, öyle hatırlar gibiyim. Neredeyse dilimin ucunda. Webde tarattım bulamadım. Ama çok tanıdık, sanki bir şiir. Bunu birkaç kere yazasım var. Yazdıkça bulacak gibiyim. 


Sırların açığa çıkarken, Sınırların kapandığı

Cansu'nun sırrını hem Kerem, hem Ece, hem Oliva, hem de Koran ailesi öğrendi. Tüm Türkiye öğrendi aslında da, hikayenin ilgilendirdiği kişiler öğrendi yani. Bir başka sır, Kerem ve Mert'in yer değiştirdiğini de hem Oliva hem de Bedia Çalhan öğrendi. Sırlar sır olmaktan çıkarken gelinen bu durumda biri kendisine yapılan biri de istemeyerek de olsa kendi yaptığı şey yüzünden Kerem sınırlarını kapatma kararı aldı. Artık Cansu yok dedi, artık Oliva Yok dedi. Ailesinin de Bedia Hanımın yanından ayrılmasını istedi Emreder gibi söylemesi yeni acımasız Kerem'e bir işaretti herhalde.


Paylaş

Yorum yapın

 

Tüm Yüksek Sosyete Bilgileri