Adı Efsane Haberler

Büyük görüntülemek için buraya tıklayınız. 1 / 1

Adı Efsane dizisinin dört yetenekli oyuncusu Episode Dergi'de



24.04.2017

EpisodeYerli bölümünün ilgi çekici içeriklerinden birisi de Kanal D’de yayınlanan Adı Efsane dizisiyle kısa zamanda çok sevilen dört genç ve yetenekli oyuncu Baran Bölükbaşı, Kaan Sevi, Cem Yiğit Üzümoğlu ve Hakan Ummak ile gerçekleştirilen röportaj.

 
Özlem Özdemir’in sorularını yanıtlayan ve Yusuf Ozan Kopçuk’un objektifine poz veren Adı Efsane oyuncularının röportajlarının tamamını Episode Dergi’de bulabilirsiniz.
 
 



***
 
Birkaç saattir burada fotoğraf çekimindeyiz, fark ediliyor ne kadar iyi anlaştığınız…
 
Hakan: Önceliğimiz iş oldu. Çoğu insan projelere şahıs bazlı bakıyor, biz proje bazlı bakıyoruz. Bu projeyi bize getirenlerden de ötürü, biz bir ekip olmalıyız diye baktık bu işe. Bizden çıkmalıyız, bizim şahsi dertlerimiz, egolarımız şu an burayı ilgilendirmiyor. Bir uğur var, o uğurda bir şeyler yapalım diye buluştuk aslında biz. O yüzden birbirimizi bu kadar kısa zamanda sevebildik. Daha birbirimizin evveliyatını bilmezken sahiplenip kollamaya başladık.
Kaan: Senelerdir tanışıyormuşuz gibi.
Hakan: Bu ekiple tartışabiliyorum. Yeri geliyor, espriler havada uçuşuyor. Biliyorum ki hiçbiri bu konuda alınmıyor, alınıyorsa da direkt söylüyor.
Baran: Birbirimizin evinde kalıp sabah sete gidiyoruz.
 
 


Kolektif bir iş yaparken duvar örmemek ve açık iletişim kurmak önemli ama böyle yürümüyor sanki genelde…
 
Cem: İş, beraber yapılabilecek bir şey, tek kişilik performansın arkasında bile onlarca insan var. Bir emekçi olarak yaptığımız şey bir esere hizmet etmek. Yazılan, ışığının, rejisinin yapıldığı, sosyal medyasından kurumsalına kadar birçok şeyin yapıldığı kolektif bir iş bu sonuçta. Bazen insanlar bunu unutuyor, unuttuğu zaman “ben” devreye giriyor, o zaman da samimiyetten ve gerçeklikten uzaklaşmaya başlıyor.
 
Sektörün de oyuncuları oraya ittiğini düşünüyor musunuz, yani “ben” duygusunu çok artırdığını…
 
Hakan: Evet ama oyuncu da şuradan görmeli: Onun tek ve ağırlıklı olduğu senaryoda bile onun tek olduğunu gösterecek insanlar olması lazım. Onu öncü yapanın aslında arkadaki insanlar olduğunu unutmaması lazım. Sen oysan etrafındakilerin sayesinde osun yoksa tek başına sıfırsın evrende, bunu unutmamak lazım.
Baran: Herkes birbirini var ediyor aslında.
Hakan: Gerçekten ışıkçın bile seni öyle var ediyor ki...
 
 


Tiyatro yapıyor musunuz?
 
Hakan: Ben bir senedir yapamıyorum. Ama ondan önce senelerdir hep tiyatro yapıyordum.
Baran: Kısa bir eğitim aldım tiyatroyla ilgili. Şu an bir hedefim yok ama özellikle Cem’in oyununu izledikten sonra tiyatro yapmak istediğimi fark ettim.
Hakan: Bu arada biçim olarak gerçekten izlenmesi gereken bir oyun. Tiyatronun amacından sapmayıp olağan sadeliğiyle inanılmaz şeyler anlatıyor. İnsanların o kadar para döküp anlatamadığı şeyleri üç tane adam, unuttuğumuz insan mucizesiyle güzel güzel anlatıyor.
 
O zaman Cem’den oyunun detaylarını alalım…
 
Cem: Bir atölye eğitimi için yurtdışına gitmiştim, orada bir yönetmenle tanıştım. Dostluğumuz pekişti ve Türkiye’ye döndüğümde böyle bir iş koyalım dendi. Ekipte yalnızca üç erkek var, bir de sürpriz bir isim var. Yabancı yönetmen, ışıkçı yabancı, sesçiler yabancı, yazarı yabancı. Polonya-Yunanistan-Türkiye ortaklığında yapılmış uluslararası bir proje. Sadece Türkiye’de oynuyoruz. İmkânımız olursa yurtdışına da turneye gideceğiz. Troas, savaşı ve savaş sonrasını anlatıyor aslında. “John, bana bir kahve verebilir misin?” gibi gereksiz diyaloglardan arındırılmış, şiirsel ve felsefi bir metin. Üç farklı jenerasyonda yaşamış üç farklı insan ve üçü de ironik olarak savaşı istiyor. Çünkü şu anda dünya, savaşı istiyor. Bunun ironisi üzerinden savaşı eleştiren bir oyun. Dekorundan kostümüne, oyunculuklarına kadar her şeyi olabildiğince basit ve sade tutmaya çalıştık. Bu oyun olmasaydı gerçekten perişan olurdum. O beni ayakta tutan şey oldu.
 
 



Kalıcı bir şey yapmak mı?
 
Cem: Emek veren herkes bilir ki, ortaya bir emek koymadığın sürece onun bir değeri yoktur. Birine hediye vermek ile hediye yapıp vermek; bir mektup yazmak ile güzel bir sözün kartpostalını vermek arasındaki fark gibi. Tiyatroya gittiğim zaman ışığımı ben yapıyorum, sahnemi ben temizliyorum, dekorumu, kostümümü ben çıkartıyorum, ben giyiyorum, odağını, filtresini, her şeyini ben yapıyorum. Şahsi ben olarak söylemiyorum, biz yapıyoruz. Bu nedenle %100 sahipleniyorum. Dizi setindeykense o insanların verdiği emeğin değerini sahiplenebiliyorum sadece. Çünkü orada ışığımı ben yapmıyorum, bana orada diğer insanlardan farklı ilgi gösteriliyor. Ben karavanımda otururken set emekçisi orada soğukta çalışıyor. Tamam, bu sektörel bir durum ama yine de…
 
Rahatsız ediyor…
 
Cem: Evet.
Hakan: Tiyatroda dekoru çakmayı bilmezsen oynayamazsın da zaten. Onu kullanmayı bilmezsen o anda gelişen refleksle toparlayamazsın. Sette sadece minnet duyabiliyorsun insanlara çünkü her şey senin elinde değil. Oyunculuğa dizi setinde başlarsan -insan bu, hareketin adamı olmak diye bir şey var- kendini çok büyük bir şey sanabilirsin. O kertede dönüp sürekli soru sorman gerekiyor, kendini unutmamak, kendini bilmek için. Bence gerçekten insanlar o ahşaba bir değmeli, o gıcırtıyla biraz zaman geçirmeli.
 
Çok iyi oldu bunları anlatmanız. Özellikle oyuncu olmak isteyen gençler için…
 
Kaan: Bu, sektörle alakalı bir şey. Maalesef bizde oyunculuk önce güzellik ve yakışıklılıktan geçiyor. Çünkü seyirci bunu istiyor. Ekranda gördüğü kişiyi beğensin, çok yakışıklı olsun, ona hayran olsun, mesele oradan başlıyor.
Baran: Kutunun içinde yakışıklı izleyeceğine bence tiyatroya gidip oradaki yakışıklıları ve güzelleri keşfetsinler. Tiyatro oyununa gittiğinde sesi oradan alıyorsun, çok daha içindesin.





Adı Efsane Erdal Beşikçioğlu Gökçe Bahadır Rojda Demirer



Tüm Haberler

 
|< « Önceki 1 2 Sonraki » >|