Yıkılıp yıkılıp yeniden ayağa kalkmak

Işınla Bizi Scotty 7.8.2018 Elimi Bırakma
Elimi Bırakma

Ülkenin son kırk yılından Sezen Aksu’yu çıkardığınızı, hiç var olmadığını düşünün. Ne kadar kalırdık geriye? Memleket ne kadar memleket olurdu, onun ekledikleri olmasaydı?  

Bu memleketi memleket yapan, “hepimizin” yapan her şey gibi… Çay bardağına çarpan kaşıkların sesi, masada kalmış simit susamları, mahmur kedi mırıldanmaları, çınar gölgeleri, ay çekirdeğinin çatlama sesi, “boş gönderilmeyen” tatlı tabakları, pide kuyrukları, bayram harçlıkları, bir Kemal Sunal ya da Adile Naşit filminde atılan kahkahalar olmadan ne kadar memleket olursa, onsuz da o kadar olurdu ancak. 
 
Her anına, her köşesine sızmıştır hayatlarımızın. Hayranı olmak, albümlerini biriktirip konserlerine gitmek de gerekmez bunun için. Hatta bir tek şarkısını baştan sonra dinlemiş olmak bile… Taksi şoförünün sohbetine, korna seslerine karışmıştır “Büklüm Büklüm”ü… Yan odadan sesi gelen televizyonda yayınlanan bir filmin soundtrack’inde “Geri Dön”ün sözleri karışır o sırada okuduğunuz satırlara…  Kız tarafı olduğunuz düğünün ilk dansında duyarsınız sesini… Yeni çıkış yapan genç bir şarkıcının albümünü peş peşe çalan bir mağazada ya da… Hiç değilse; bütün aşk acılarını onun şarkılarıyla atlatmış, “gülümse”mesi onunla şekillenmiş bir tanıdığın sohbetinde dokunur hayatınıza… 
 
Bu memleketin sardunyalı avlularında, neşeli yokuşlarında, sohbet masalarında, kadehlerinde, hüzünlü sessizliklerinde, aşık olunan her anında, vedalarında onun şarkıları vardır; onun şarkılarında sardunyalı avlular, neşeli yokuşlar, sohbet masaları, hüzünlü sessizlikler, aşk, vedalar ve memleket….
 
Bu memleketin fon müziği ve ortak duygusudur Sezen Aksu. Tıpkı “acıdan geçmeyen şarkıların eksik oluşu” gibi, onsuz eksiktir bir şeyler.
 
O yüzden, biriyle bir Sezen Aksu şarkısı paylaşmak demektir ki aslında: “Gel memleketlim, gel beraber bir çay içelim. Sen kendi yaranı anlat bana, ben kendiminkini. Sonra birlikte gülelim.” 
 
O  yüzden, bir hikaye ne zaman bir Sezen Aksu şarkını paylaşsa izleyicisiyle; herkes tanıdığı bir yerinden tutsun bu ânın; kendi anılarını, yaralarını, duygularını da katsın bu hikayeye demektir. 
 

 

Elimi Bırakma’nın 3. Bölümünde yer verilen Sezen Aksu şarkısı “Yalnızlık Senfonisi” de izleyiciyi, sayısız darbeyle yıkılan, sırtını dayadığı her şeyi kaybetmiş Azra’nın yalnızlığına, kendi anıları, yaraları ve tanıdık bütün duygularıyla ortak olmaya çağırıyordu. 
 
Alışır her insan alışır zamanla
Kırılıp incinmeye
Çünkü olağan yıkılıp yıkılıp
Yeniden ayağa kalkmak

 
Bir anda tepe taklak olan dünyayı sırtlayışını; üst üste gelen onlarca sorunla boğuşmasını; yeniden, yeniden ve yeniden ayağa kalkışını; var olma, direnme ve hep kendi kalma savaşını izlerken Azra'ya destek olmak, elini tutmak, bırakmamak istiyoruz biz de…
 

 

 

Yaşadığı onca soruna, ihanete, acıya karşın “Bir kez bile neden ben?” diye sormayan, hiç isyan etmeden ayakta kalmaya çalışan Azra’nın bu azmini, insanlara ve kendisine karşı yine de  inancını kaybetmeyişini görüp yanında olmak, elini tutup ona destek olmak isteyen başkaları da var elbette.
Azra’nın kaybolan otizmli kardeşi Mert’i bulabilmesi için büyük bir içtenlikle çabalayan Cenk gibi. Azra’nın, başına gelenler ve yaşadıklarıyla mücadele edişindeki asalet Cenk için de büyük bir uyanış oluyor aynı zamanda. Kendi acılarını ve suçluluk duygusunu öfkeyle, hırçınlıkla, sorumsuzlukla hatta çoğu zaman bencillikle karşılamış olan Cenk için bir aydınlanma, yaşadığı her şeyle ve kendisiyle yavaş yavaş barışma yolu oluyor bir yandan.
 
Yalnızlık Senfonisini dinlediğimiz anlar, dizinin şimdiye kadarki en güzel sahnelerinden birini de sundu bizlere. Cenk’in Mert’i bulmak için bastırıp getirdiği kayıp ilanları, arabasının ön koltuğundan havalanıp yola saçılırken, içlerinden biri tesadüfen Azra’nın önüne süzülüp bir umut verdi ona yine. Güzel tasarlanmış, çok şiirsel ve şık bir sahneydi. 

 

 

 

 


Kayıp olan ve bölüm boyunca, Azra’nın kâh morga teşhis için gittiği kâh yanlış bir ihbar telefonuna koşarak aradığı Mert’in bu süreçte yaşadıklarının işleniş biçimi de yine çok değerli ve anlamlıydı. Cenk’in Otizm Vakfı Özel Eğitim Merkezi’ne yaptığı kısa süreli ziyarette anlatılanlarla işlenmiyor konu sadece. Dizinin ilk anından beri, hem otizmli olmayanların olanlarla nasıl iletişim ve ilişki kurması gerektiği hakkında bilgilendirmeyi hem de otizmlilerle bir birey olarak empati kurmayı ve dünyayı onların gözünden algılamayı amaçlıyor. Bu özenli çabanın otizm hakkında bilinçlenmeyi artıracağına ve hayatı otizmliler için kolaylaştırmaya katkı yapacağına inanıyorum. 

 

 


Bölümün keyifle izlediğim bir başka sahnesi de Azra’nın umutlarının zayıflayıp duygusal olarak en yorgun hissettiği anlardan birinde Cenk’in ona olan desteğini görmekti. Azra’yı tanıyarak kazanmaya başladığı azmi, inancı ve umudu yine Azra’ya destek olmak için kullanıyordu Cenk. Azra’dan aldığı gücü yine onunla paylaşıyordu:
 
“Eğer sen tükenirsen umutların da tükenir, kaybolursun… Şu an sahip olman gereken tek şey inancın. Eğer sen inancını kaybedersen o küçük çocuk ne yapsın? Neye tutunsun?”
 
Ve elini Azra’ya uzatıyordu: Hadi!

 



Diziye hem adını veren hem de dayanışmayı, desteği sembolize eden bir leitmotif olarak kullanılan “elimi bırakma” anlarından bir diğeri de bölümün başlarında yaşandı. Başını çarparak geçici bir hafıza kaybı yaşayan Feride Hanım, kendisini hastaneye getirdikten sonra sosyal hizmetlere emanet etmeyi düşünen Azra’nın ellerine sarılıp, onu bırakmamasını istedi. Azra için çok tanıdık bir andı bu.

Çatıdan atlamayı düşündüğü sırada, elini tutup bırakmamasını isteyen Mert gibi, Feride Hanım da çaresiz ve korku içindeydi. Azra’nın yüreğinde onun için de yer vardı elbette. Evinde de… Bölüm boyunca Azra’nın yaşadığı tüm sıkıntılara rağmen bir an bile şefkatini, sevgisini, saygısını, olgunluğunu yitirmediğini gören Feride de Azra’ya karşı derin bir sevgi ve hayranlık beslemeye başladı. Kısa sürede iyileşmesinin, kim olduğunu hatırlamasının (Hafızası geri geldikten sonra Azra’ya bir süre kök söktürmesinin ve kendi şirketindeki iş görüşmesini engellemesinin yarattığı kızgınlık bir tarafa) ve Azra’ya duyacağı minnetin hikayenin gidişatını çok değiştireceğini tahmin etmek zor değil elbette. 
 

 

 

Bölümü, ona bunca zamandır destek olan ve hayranlık duymaya başlayan Cenk’in (Feride Hanım’ın küçük oyunları nedeniyle) Çelen Grup’taki iş görüşmesini kaçıran ve haber veremeyen Azra’ya sitem etmesi, hesap sorması ve inanmamasının yarattığı şaşkınlıkla kapatıyorduk ki (Cenk, Azra başvuruyu kendisi yapmak isterken, ona yardım etmek için ısrar eden sendin halbuki!), Mert’in Azra’yı arayıp yardım istemesiyle,  umutla ve gözyaşlarının gülümsemeye dönüşmesiyle noktaladık yine.
 

Öyleyse yeni bölümü beklerken kulağımızda yine tanıdık notalar, zihnimizde ortak anılar, gülümsememizde ortak duygularla;
 
Gülümse hadi gülümse
Bulutlar gitsin
Yoksa ben nasıl yenilenirim?
Hadi gülümse
 
 

 


Paylaş

Yorum yapın

 

Tüm Elimi Bırakma Bilgileri