Kavuşma başka bahara

Uzunçorap 14.8.2018 Erkenci Kuş
Erkenci Kuş

Bu hafta sohbete jenerikten başlayalım. Erkenci Kuş'un ilk bölümünde jenerik şarkısını Demet Özdemir söylemişti, güzeldi de. İkinci bölümden itibaren jenerik değişti, artık güzel bir illüstrasyon ve bu illüstrasyon eşliğinde şarkının enstrüman versiyonu var. Doğrusu bu da çok güzel. Fakat ilk şarkıyı da ara ara çalsalar mı ne...
 

Bölümün açılış sahnesinde Can'ın olan biteni bir kez daha öğrenemeyişi güzel kotarıldı. Hilmi gerçekten Fikri Harika'da staj yapmış. Polis soruşturmasında bu tutarlı bir bilgi olur Emre'nin söyleyeceği yalana. Hilmi kaçmış, Emre peşinden koşmuşken, iç mekanda Can ve Sanem sarılmış vaziyetteyken, ikisi arasındaki "Emre Bey nerde, Hilmi'nin peşinden gitti" konuşmaları komikti. "Derdin ne benle?" karizma bir soruydu. Bazen anlayamaz, birine sormak istersiniz. Derdin ne benle, neden bana böyle davranıyorsun? Burada Can'ın aklına bu eski stajyerin şimdiye kadarki tüm şirket sızdırmalarını da yapmış olacağı gelmedi. Gelebilirdi. Yani Hilmi'nin söylediğine göre adamın derdi Can değil, firmadan atılması. Dolayısıyla tüm Aylin'e paslanan işlerin arkasında bu çocuk olabilir diye aklına gelebilirdi. Üstelik bu çocuk firmada ne zaman staj yapmış diye de araştırabilirdi. Yeni atılmışsa bu intikam normal, ama uzun zaman önce atıldıysa birdenbire mi aklına geldi intikam almak. Ya da "intikam soğuk yenen bir yemektir" dendiği için beklemiş de olabilir. Ama yine de konu iyi kotarıldı.
 
Sonraki sahne, geçen haftaki gibi yine Ayhan sahnesi. Bu kez Ceycey ile. Ceycey'in nereli olduğu bir süredir merak ettirilip duruyor. 007 Antalyalı çıkacak galiba. Fakat neden saklıyor? Ayhan'a bir yerde oturalım, sohbet ederiz dediğinde, Ayhan'ın ne konuşçaz ki demesi komikti. Ceycey hala heyecanlı, Ayhan anlamıyor, bu da komikti.
 
Emre ve Sanem yüzleşmesinde, Sanem'i ilk kez bu kadar dik gördük. Yumuşamasından korkuyordum, kararlılığından memnun oldum. Şimdiye kadar hep Can'a karşı şüphesi vardı. Firmayı batırmak istiyor, aslında kötü biri diye inanıyordu fakat kadın derneği için yapılan bu çalışmada bile bu sızıntının olması artık bardağı taşırdı, gerçeği epeyce aydınlattı (Sanem hala Aylin'in durumunu bilmiyor). Bardak sadece Sanem için taşmadı, Emre için de taştı ve hatta Aylin'i terketti. Sonrasında Aylin'i gözyaşı dökerken gördük. Geçen yazımda, Aylin için "Aylin'in Emre'ye sevgisi gerçek mi, emin olamıyorum. Sanırım gerçek olsun istiyorum. Ayrıca Aylin gerçekten Aziz Bey'in iftirasına mı uğramış, yoksa suç mu işlemiş, önümüzdeki bölümlerde fazla gecikmeden ortaya çıksa iyi olur." diye yazmıştım. Bu bölümde gelişmeler kısmen cevap oldu. Aylin Emre'yi kullanmıyor, Emre'ye karşı duygusu var. Fakat başarı hırsı da çok yüksek. Emre'yi zorluyor. 
 
Aylin ve Emre demişken, bu bölümde Leyla'nın gönül cephesinde de yoğun faaliyetler başladığını görmek güzel. Bir yanda Osman'la sözel sayısal alışverişleri artarken, diğer yanda Emre'den Leyla'ya iltifatlar, derken hop Leyla'nın Emre'yi yanağından öpmesi. Çakı gibi bir çalışana yakışmayacak bir hamleydi ama ileride Emre yanağını tutup bu sahneyi mutlulukla falan hatırlayıp kafası mı karışacak nedir. Leyla Osman ile Emre arasında bir süre kalacak, sonra Emre Aylin'ine, Leyla Osman'ına kavuşacak gibi geliyor bana. Osman gibi gönlü doğma büyüme Leyla'lı, hem de iyi düzgün bir çocuk dizinin sonunda mahzun mu kalsın. Dizi bu, kalmaz diyorum. Fakat gerçekçi yorum yaparsak, bir süre Ataşehirli Ayla'yı kıskanacak bile olsa Leyla kariyerini çok önemseyen, işi eşittir hayatı tarzında bir kız. Dolayısıyla hayatındaki kişiyi de bol bol iş konuşabileceği, etrafındaki birilerinde arar diye düşünüyorum.
 
Sanem Emre'ye iyi bir öneride bulundu. "Can Bey'e herşeyi anlatalım" dedi. Emre de "Sen abimi tanımıyorsun, yalandan dolandan nefret eder, anlatsak da anlamaz. Beni silecek. Annemi de sildi, bir daha görüşmedi onunla" dedi. Burada hop bir kere daha "Kiralık Aşk" çağrışımı yaptık ister istemez. Kiralık Aşk'taki Ömer İplikçi karakteri de dedesini silmiş, hayatından çıkarmıştı. Ömer de dürüst, yalanla entrikayla uzaktan yakından ilgisi olmayan, prensipli, tavizsiz bir karakterdi. Defne de Ömer'e gerçeği bu yüzden söyleyememişti. İki karakter arasındaki benzerliklere rağmen Can Divit'te bazı evrimler görüyorum. Sanki tek bir karakter var ve Meriç Acemi bu karakteri nasıl daha iyi bir karakter yapabilirim diye uğraşıyor. Can Divit, Sanem'i Ömer'in Defne'yi öptüğü gibi öpmedi mesela. Ömer günümüzde linci kolaylıkla yiyebilecek bir şekilde resmen tacizci gibi davranmıştı ve "Kiralık Aşk" hakkındaki yazılarımda da bu konuya değinmiştim. Bu öpüşten sonra Ömer'de ne bir yüz kızarması, ne bir pişmanlık... hiç bir utanma olmamıştı. Defne'den özür de dilememişti. Halbuki hikayenin bu versiyonunda Can Sanem'i bir yanlış anlamayla, kız arkadaşı sanarak öpüyor. Başka bir olumlu değişiklik de şu: Ömer tüm iyi kalbine ve merhametine rağmen çalışanlarına sert bir patrondu, onlarla çok senli benli olmazdı. Can'da böyle kaygılar yok, Ceycey'e el şakası bile yapıyor, herkese neşeli ve kibar davranıyor. Can Divit kesinlikle daha tercih edilesi bir patron. Kiralık Aşk'ta Defne garsonluk yaparken Ömer'in yakın arkadaşı ve firmanın kurucu ortağı Sinan karakterine aşıktı. Ömer'i de fiziksel özellikleriyle değil tanıdıkça sevmişti. Ömer'in yakışıklılığı Defne açısından vurgulanmıyordu. Ömer de Defne ve Sinan arasındaki samimiyeti kıskanmıştı. Daha güvensizdi. Bu versiyonda ise, Can Divit Emre ve Sanem arasındaki yakınlıktan herhangi bir rahatsızlık duymadı, kafası karışmadı. Can Divit bu bakımdan kendisiyle daha barışık bir tip. Sanem'i de sürekli affediyor, ağır sözler duymasına rağmen. Yani Can Divit daha köşesiz, yumuşak huylu bir insan. Bunlara rağmen yazarken şu da aklıma geldi, Ömer birçok meziyetinin yanında klasik müzik tutkusuyla, okuduğu kitaplarla kurduğu derin ilişkiyle ve tasarımcı olarak yaratım süreçleriyle sanatçı yönünü Can'dan daha yoğun yaşıyordu. Can'ın da bu yönüne daha fazla tanık olmak güzel olur.
 
Mevkibe ve Nihat arasındaki ilişki giderek bir seyirci olarak bende demini buldu. Başta fazla bir şey hissetmiyordum ama şimdi tatlı gelmeye başladılar. Mahalledeki hikaye, bu ikisi arasındaki romantizm, Nihat'ın bazı sözlerinin Mevkibe'yi kıskandırması, kilo sorunları, yemek keyifleri, temizlik yarışları derken güçlenmeye başladı. Özellikle Aysun'un Zebercet'in annesi olmakla sınırlı kalmaktan çıkıp yeni bir aşk üçgeninin köşesi, kıskançlık öznesi olması bu yan hikayeleri zenginleştirdi. "Yoğurt ve zerdeçal" yiyerek 6 kilo vermiş olması bilgisi de bölümün bonusuydu. 4. bölümde Can'ın kır evinde, Sanem "Mayalı" yiyecek içecekleri tüketmediğine dair bir şey söylemişti. Bu konu da biraz deşilse, detaylandırılsa güzel olur. Vaktiyle Anandamitra Acarya'nın "Vejetaryen Beslenme" kitabını okumuştum. Orada da mayalı gıdalardan uzak durulması tavsiye ediliyordu. Sabahları yorgun kalkmaktan şikayetçiydim ve bir süre uygulamıştım. Ve gerçekten yorgunluk sorunum kalmadı. Fakat bu kadar güzel bir etki almış olmama ve bu etkinin devam da ediyor da olmasına rağmen, kurallarını tamamen uygulamaya devam edemedim. Çünkü günlük hayatımıza yaygın olarak girmiş bazı besinlerden de uzak durmak gerekiyor ve bu zor olabiliyor. Fakat genel olarak kültür değişse, uygulamak kolaylaşır.  Dolayısıyla etrafta da bununla ilgili örnekler görmek teşvik edici bir şey.
 
Can'ın fikir hırsızlığı suçundan aklanması bölümün en güzel gelişmelerinden biriydi. Sanem, Ayhan ve Osman'la sahildeki parkta, durumu konuşuyor. Osman'ın patavatsızlığı azar azar verilmeye başlandı ki bu çok hoş. Bu konuşmada sırasında da Sanem "Bunlardan birini bile öğrense Can Bey yüzüme bakmaz bir daha" dediğinde Osman "Bi de sen yüzüne bakmasından fazlasını istiyorken" demesin mi! Vur! Sanem'e bir darbeyi de sen vur! Bu sahneyi çekerken bol bol gülünmüş olunsa gerek. Bu arada Sanem Emre tarafından kandırıldığını anladıktan sonra "Ama kandırıldım" bile diyemiyor. Öyle bir pişmanlık, çaresizlik içinde. Ama ben Can Bey'i kötü biri zannetim, firmayı satmak istiyor zannetim, birçok insanı işsiz bırakmak istiyor zannetim, iyi niyetliydim... diyemiyor. Kasten değil, kandırılarak yapmış olsa bile sonuçlarından insan sorumlu olur mu... Belki de Sanem bir yanıyla kandırıldığını en başından biliyordu. Daha şüpheci olabilecekken Emre'ye güvenmeyi tercih etti. Ya da böyle olmasa bile, olan olduktan sonra gerekçeler çok bir şey ifade etmiyor mu... 
 
Leyla ve Emre'nin akşam "sır" temalı ofis sahnesinde, ardından Can'ın Polen'le telefonda konuştuğu oda sahnesindeki tema müzikleri güzeldi. Can'ın Polen'le konuştuğu sahne hem atmosfer olarak, hem de monolog olarak çok keyifliydi. Can'ın basın toplantısı yaptığı sahnede Sanem'e "Gizli kahramanım" demesi güzeldi. Ceycey basına mesaj verme sahnesinde zaten yine komikti. Peşinden gelen, Sanem'in tasarladığı dinlenme odasında, Can ve Sanem'in üstü örtülü itiraflı sahneleri güzeldi. Can'ın tutkulu tavrı, bir an olsun Sanem'de de karşılık bulsaydı, yani Sanem'in tüm bunalımlı durumuna rağmen en azından bir an için yüreği bir hop edip kafası karışsaydı, daha da güzel olacaktı. Güzeldi yine de. Ofiste o Sanem'in gizli gizli Can'a bakıp sonra kaçmaları güzeldi. (Bu arada Sanem ve Volkan arasındaki "Tavuk"lu fikir bulma bölümü güzeldi. Sanem tavukla ilgili hangi bölüm mezunuymuş, hiç hatırlamıyorum, nerede geçti ilk kez?) Bu bölüm bir de ilk bölümdeki gibi acayip kaçmalarından bir örnek daha vardı. Bu kez kendi evinden, camdan kaçma sahnesi. Senaristlerin bu motifi devam etmelerine bin selam. Sanem ve Ceycey'in nişanlılık konusunu konuşmaları ve Can'ın da bu konuşmayı gizli gizli dinleme sahnesi de çok güzeldi. Bu arada Ceycey nereden duydu Sanem'in gerçekten nişanlı olmadığını? Ayhan söylemez. Nereden duydu? Muzaffer'le Osman'ın sahnesinde Muzaffer'in "Ben de kendi detaylarımda güzelim, yakışıklıyım"lı repliği güzeldi. Can'a çay getir götür sahnesi güzeldi. Hey! Kreatif toplantıda Sanem'in hafıza şov yaptığı, Deren'li "Hayatta bir durun olsun" sahnesi güzeldi. Can'ın okuduğu "Kafka'nın Milena'ya mektuplar" kitabıyla ilgili sahne de güzeldi. Sanem'in çin çubuklarıyla (yok başkaydı bunların adı) yemek yiyememesi komikti. Havuz başındaki "Ben sana demem size"li, "Ceycey arıyor"lu, "Ooo sen Polen'i de biliyorsun, iyi gitmiyor Polen'le" sahnesi çok tatlıydı. Burada Can'ın bir hatası var. İtirafı kendisi yapmalıydı, Sanem'i zorlamamalıydı. Gerçeği zaten biliyordu. Sanem'in üstüne gitmemeliydi. Bölümden başka güzel sahneler: Nihat'ın yemek yapmaya çalıştığı mutfak sahnesi, Aysun'un gelmesiyle, bir de üstüne Mevkibe'nin gelmesiyle katmerlendi. "Sen yaparken herşey ne kadar kolay görünüyordu"... Can bakkal'da sahnesi... Ve son olarak kayalıklardaki "Kal dersen kalırım, git dersen bir daha hiç görmeyeceksin yüzümü" sahnesi...
 
Fragmanlara göre Sanem ve Can kavuşuyor. Hepi end. Mutlu son. Bence çok bekleriz. Herhalde hepsi Sanem'in rüyaları. Fakat Can'da aşkının aslında karşılıklı olduğu bilgisi oldukça Sanem'in peşini bırakmaz, kendini bu sırrı çözmeye adar ihtimal. Yardım gerekirse burdayız.
 
 
8. Bölümde görüşmek üzere... 
 
Erkenci Kuş, 7. Bölüm, #GitmeKal
 

Paylaş

Yorum yapın

 

Tüm Erkenci Kuş Bilgileri